Yaşam

Kendi kendine oynamalısın

IMG_7702

Ben öyle hem eve yetişirim hem çocuğuma diyen becerikli annelerden olamadım. Doğumun ardından eve her gün arım gün bir yardımcı gelmeye başladı. Çünkü gerçekten öyle olmasaydı, aç kalırdık ve ne yalan söyleyeyim ev de pis kalırdı. Bütün enerjimi çocuğuma vermek istedim. Oturduk Arkın’la hesap kitap yaptık. Neden vazgeçersek bunu sağlarız diye düşündük ve bütçemizi ayarladık. İyi ki de yapmışız. Çünkü zaten zor geçen lohusalığım iki değil yirmiye katlanırdı diye düşünüyorum. Olsun, dışarıya yemeğe gitmesek, tatile gitmesek de olurdu. Önceliğim sadece bebeğimle ilgilenmekti. İlk bir sene böyle devam etti. Sonra yarı zamanlı evden çalışmaya başlayınca, zaten yardımcı şart oldu. Ta ki 4.5 yaşında kreşe tam gün başlayıncaya kadar.

Peki ben bu süreçte ne yaptım? Elimden ne geliyorsa öğretmeye çalıştım. Evde olduğumuz süre boyunca elimde kartlar- kitaplar renkler, sayılar hatta İngilizceleri, her şeyi öğrettim. Her gün bir sonraki için plan yapıyordum, liste hazırlıyordum. Çalışırken de evde birlikte olduğumuz zaman boyunca neler aktarabileceğime baktım. İki yaşında kartlarla “aynısını bulmaca” oynatmaya başladım. Oyun hamurlarını zaten daha önce devreye sokmuştum. Çaktırmadan İngilizce kelimeler de söyledim, yine İngilizce çocuk şarkıları da dinlettim kulak aşinalığı kazansın diye. (Ve gerçekten işe yaradı…)

Aslında şöyle söyleyeyim, iki sene öncesine, yani 5 yaşına kadar Irmak’la hep oynadım. Sanki evde başka bir şey yaptığım zaman yanlışmış, onu ihmal ediyormuşum gibi bir düşünceye kapıldım. Hatta işimi geceye bıraktım. Gece çalıştığım için de fazlasıyla uykusuz kaldım. Ta ki kaygılarım nedeniyle terapiste gidene, kendime zaman ayırmamın şart olduğunu anlayana kadar. Bütün gün oynayınca ne oluyordu? Aslında çocuk da mutlu olmuyordu ki… Aklımın başka yerde olduğunu gayet fark ediyordu. Hem aslında ona kötülük yapıyordum, çünkü kendi kendine oyun kuramıyordu. Tüm seminerlerde uzmanlar da çocukla geçirilen süre değil, kalite önemli demiyor mu? Kaliteli zaman diye altı çizilmiyor mu? O halde bu 24 saat oyun oynama sevdası nedendi? Evet, ilk 3 yaşta, her şeyi sünger gibi aldığı dönemde güzel yaptım, sonra kendi haline bırakabilirdim.

5 aşının ortalarına doğru “artık kendi kendine oynaman lazım” dediğimde önce bozuldu haliyle. Oyun arkadaşı annesi, bilgisayarda iş yapıyordu, telefonda yazışıyordu, evle ilgileniyordu. İşim olmasa ile varmış gibi bilgisayar başına oturdum. “Buradayım, yanındayım, sadece oynayamıyorum” dedim. Zamanla alıştı. Eskiden arkadaşları geldiğinde de beni oyuna dahil etmek isterdi, sonra yavaş yavaş bunu da bıraktı. (Gerçi yine kutu oyunu görünce dayanamıyorum…) İşim bittiğinde de gittim ne istediğini sordum, öyle oynadık. Evcilikse evcilik (onu da çoğu zaman İngilizce oynadık, okulda öğrendiklerini desteklemek amacıyla), minişse miniş, kutu oyunu ise kutu oyunu. Ne istediyse oynadık. Bazen 20 dakika, bazen 1 saat bazen daha fazla. Ama bütün gün değil. Böylece onun da oyun kurma becerileri gelişti. Ben bebekleri konuştururken bir yerde tıkanıp kalıyordum, o ise öyle güze oynuyordu ki…

Birkaç ay önce evcilikten istifa ettim. “Her türlü kağıt ve kutu oyunu tamam ama bana Miniş deme lütfen” dedim. Çünkü gerçekten sanırım beceremiyorum artık onu oynamayı. Şimdi biliyor ki benimle yok Miniş, arada babasını yokluyor. Zaten ona yaptığımız ev salonun baş köşesinde duruyor. Biz yanındayken oynuyor. Biz genelde kutu oyunlarını beraber oynuyoruz. Hatta Arkın da katılıyor bize. El becerim olsa, etkinlikler de yaparım ancak öyle bir becerim yok. Onu da okulda fazlasıyla yaptı zaten diye avutuyorum kendimi.

Yani kısacası, oyun oynuyorum, oynamayı seviyorum ancak artık sınırlıyorum. Ve bu ikimize de çok iyi geliyor. Hem o kendi yalnız zaman geçiriyor, hem ben. Hem o istediklerini yapıyor, hem ben. Bendeki bir zamanlar sürekli oynamalıyım düşüncesinin nedenini de biliyorum. Annem, tüm gün bizimle oynardı. Çabam, onun gibi olmaktı. Ancak bir fark var. Ben evden çalışıyorum ve işte o zaman yetişemiyorum. Bu sınırlara ihtiyacımız vardı… Çok değil, kaliteli zaman geçirmek önemli. Bunu da kendi gözlerimle görmüş oldum işte!

Şebnem Seçkiner

Bu yazıyı sosyal medyada paylaşmak ister misiniz?



Siz de yorum yapın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

genografi

Yalnız değilsiniz

  • Sendogan Yazici kullanıcısının profil fotoğrafı
  • Özge Doğan kullanıcısının profil fotoğrafı
  • asuman kullanıcısının profil fotoğrafı

Gruplara katılın

GİRİŞ YAP KATIL

Benzer Yazılar

Editör'ün Seçimi