Yaşam

Lohusalık Hikayemiz

 

Daha önce eşimin lohusalık ile ilgili yaşadıklarını ve benim bu süreçte neler yaşadığımdan hiç bahsetmedim. Belki yaşadığımız zorlukları hatırlatmasından belki de anneler için hassas olan bu döneme dair annelerin konuşmasını düşünmemden dolayı yazmadım diyebilirim. Ancak şimdi fark ediyorum ki; eşim ve benim açımdan gerçekten kolay geçmeyen bu süreci bir baba gözüyle yazmak ve “Lohusalık Depresyonu Farkındalık Haftası”nda bu süreçte babaların da önemini vurgulamak bence oldukça değerli.

Kızımı, 33. haftanın sonunda 1900 gr olarak sağlıklı bir şekilde kucağımıza alıp eve geldiğimizde daha yolun çok başında olduğumuzu, eşimi ve beni bekleyen zorlu günlerin daha farkında bile olmadığımızı söyleyebilirim. Şimdi düşününce doğum sonrası eşimin, hem kızımızın sağlıklı bir şekilde kilo almasına uğraşması hem de lohusalık ile baş etmeye çalışmasını gerçekten hayretle ve büyük bir saygıyla karşılıyorum.

Belki hiç kimse bilmez ama benim doğum sonrası ilk sorumluluğumun eşime karşı olmasında farkındalık sağlayan kişi babamdır. Riskli bir doğum gerçekleşmesi dolayısıyla çok normal olarak ben dahil bütün aile öncelikle bebeğe odaklanmıştık. Ancak henüz eşimi ve bebeğimizi görmeden önce doktorumuzla konuşmaya başladığımızda, babamın ilk olarak “anne nasıl? Kızımız iyi mi?” diye sormasıyla bir anda beynimde şimşekler çaktı. Öyle ya bebeğimiz elbette çok önemliydi ama peki ya eşim? Bu yaşanan kısacık bir an benim doğumdan sonra eşime olan yaklaşımımda büyük bir farklılık gösterdiğini içtenlikle söyleyebilirim. Evet eve gelen bebek çok kıymetli ve çok değerli ama bu süreçte annelerin sağlığı, psikolojisi ve lohusalık sürecinin sağlıklı atlatılmasında gizli özne gibi belki de en önemli görev babalara düşüyor. Babalar ne kadar bu oyunun içerisinde olursa süreç de o kadar rahat atlatılıyor.

O günleri hatırladığımda eşimin lohusalık döneminde bugün dahi kendime kızdığım bir şey varsa o da eşimin iyiliğini düşünmeye çalışırken farkında olmadan yaptığım bir yanlıştır. Eşime “bebek uyuduğu zaman sen de uyu lütfen.” diye tavsiye vermeye çalışmanın bugün ne kadar anlamsız olduğunu ve lohusalık depresyonu yaşayan bir anneye söylenecek en saçma cümlelerden biri olduğunu kabul ediyor ve eşimden de özür diliyorum. Anne ne zaman uyuyacağını ne zaman uyumayacağını bilecek kadar bilinci açık ???? ama onun yerine belki de ben daha fazla kaygılandığım ve yardımcı olmaya çalıştığımı sanarken bence en saçmaladığım konulardan biriydi diyebilirim.

Doğum öncesi de zaten yeterince zorlu bir süreçten geçerek geldiğimiz bu dönemde her kafadan bir ses çıkmasına sabır göstermeye çalışmak da gerçekten bizim için zordu. Annenin zaten yeterince yıprandığı ve çocuğuyla ilgili kaygıları ve anlık duygu değişimleri yaşarken bir de etraftan gelen yorumları dinlemek ve bunlara karşı tahammül göstermek de gerçekten ayrı bir yük. Bu süreçte eşimle yaptığımız en doğru şey ise; gerçekten hurafe niteliğinde olan, bilimsel ve mantıksal olmayan açıklamalara kulak vermediğimiz gibi, herhangi bir şekilde mantıklı ve akılcı olduğuna inandığımız bir sözün de peşine düşüp doğrusunu bulmaya çalışmak oldu diyebilirim.

Bu süreçte; bir baba olarak en zorlandığım şey ise kendi kaygılarımı dizginlemeye çalışmaktı. Sürekli olarak eşimin rahat etmesini, psikolojisini ve bebeğimizin sağlığını düşünürken aklımdan geçen milyonlarca saçma sapan düşünceden arınmaya çalıştığımı, zibilyon kez çocuğun nefes alıp verişini dinlemek gibi kendimi alıkoymaya çalıştığım davranışlarımı çok net hatırlıyorum. Bazen eşim bana takılmadan edemiyor. “Lohusalık günlerimi hatırlayınca sen mi daha çok lohusaydın ben mi inan bilmiyorum.” dediğinde bir kahkaha patlattığımız da oluyor ???? O süreçte kendi kaygılarımı dindirmeye çalışmak benim açımdan da gerçekten çok güçtü ama neyse ki önceliği hep eşime vermeyi bildim. ????

İnsan belki de en çok yabancısı olduğu duygularla mücadele ederken zorlanıyor. Kızımın doğumundan sonra yaşanılan lohusalık hikayelerimiz nedense oğlumdaki süreçte çok fazla aklımda kalan bir hikayesi bulunmuyor. Belki de o süreci daha önce yaşadığımız için hem daha az kaygılı hem de eşimin duygusal iniş çıkışlarında “lohusa kafası yav idare edin.” diyerek kendiyle dalga geçmesinden kaynaklanıyordu. Burada belki de en önemli kelime “tecrübe” diyebilirim. İlk doğumdan sonra yaşadığımız birçok hikayeden sonra eşimin ikinci doğumunda hem bana daha çok güvenmesi hem de benim tamamen oyunun içinde yer almam dolayısıyla bu süreci daha rahat atlattık. Peki annelerin lohusalık dönemini atlatması için illa önce bir doğum yapıp tecrübe mi etmesi gerekiyor? Elbette hayır ???? Daha önce de dediğim gibi babanın rolü bu süreçte bence herkesten daha mühim. Anneanneler, babaanneler zaten anneye yardımcı oluyor denilebilir ama çocuğun esas varlığı annenin bu süreçte en çok destek almak isteyeceği kişi olan babanın ta kendisidir. O yüzden her zaman dediğim gibi “Babalar emzirmek dışında her şeyi yapabilir.” Doğumdan sonra evde “ben ne yapabilirim?” demek yerine “ben şunu yapabilirim. Bunun için çaba gösterebilirim.” diyerek başlamanın evin havasını bir anda değiştireceğine inanıyorum. Annenin geçtiği bu zorlu süreçte babanın bebeğine karşı yerine getireceği sorumluluklar zaten olması gereken demekle birlikte annenin de bu süreçte kendini daha rahat hissedeceği bir konforu yaşatacağına inanıyorum.

Bu yazıyı sosyal medyada paylaşmak ister misiniz?
  • Bilgili Baba

    Bilgili Baba



  • Siz de yorum yapın

    Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

    genografi

    Yalnız değilsiniz

    • madinano kullanıcısının profil fotoğrafı
    • ecomsoycle kullanıcısının profil fotoğrafı
    • DomingoBracy kullanıcısının profil fotoğrafı

    Gruplara katılın

    GİRİŞ YAP KATIL
    Editör'ün Seçimi