Eğitim

Sir Ken Robinson Organizasyonları Organizmalarla Kıyaslıyor: Eğitim Dinamik Bir Sistemdir – Bölüm 2

 

 

Sizce en heyecan verici eğitim ortamı nasıl olmalıdır?

En az heyecan verici eğitim ortamı muhtemelen bir sürü insanın günler, yıllar boyunca sıralarda bir odanın içinde oturup durduğu bir ortamdır. Birçok okul binası oldukça renksiz ve sıkıcıdır. Tıpkı bir fabrikanın üretim hatları gibi ilham vermeyen yerlerdir. Böyle olmak zorunda değiller ancak böyleler.

Bir süre önce Los Angeles’de bir okulu ziyaret ettim ve dışarıdan sağlam bir sığınağa benziyordu, ama içeri girdiğinizde Aladdin’in Mağarası gibiydi. Etrafta sadece öğrencilerin değil öğretmenlerin de icra ettiği sanat eserleri, stüdyolar vardı ve yürüdüğünüz anda sizi heyecana sürükleyen mükemmellikteydi.

Eğitim ortamlarını heyecanlı hale getiren unsur çeşitliliktir. Çeşitlilik, fonksiyonla ilişkilidir. Bir bilim laboratuarına, sanat odasına ya da drama stüdyosuna girdiğinizde belirgin bir hissiyata kapılırsınız. İyi bir okul ortamı da eğitim çeşitliliği ile ilgili benzer hissiyat uyandırmalıdır. Vücudumuzu germek, zihnimizi genişletmek ve onları uyarmak için farklı ortamlara ihtiyacımız var.

Eğitimi geliştirmeye, dönüştürmeye çalışmak, gizemli hastalığı bir hastalığı  tedavi etmeye çalışmak gibi bir şey değildir. Zaten neyin işe yaradığını biliyoruz, demek istediğim dünyada zaten bunu yapan harika yerler var. Sorun, bazı politikacıların ısrarında, her şeyin aynı şekilde yapılması gerektiğidir. 

Gerçekten ilginç öğrenme ortamları homojen değildir, çeşitlidir ve uyum sağlarlar ve farklı amaçlar için uygundur. Hareket etme, farklı malzeme kullanma, işbirliği yapma ve farklı insanlarla etkileşim kurma veya teorik görevler üzerinde sessizce çalışma özgürlüğü vardır. En iyi öğrenme ortamları öğrenme çeşitliliğinin vücuda gelmiş halidir.

Liderlik

Büyük liderlik, ulusal düzeyde ve bireysel bir okul seviyesinde sizin için ne anlama geliyor?

Liderliğin önemini abartmak zor. Liderlerin iyi ve kötü lider olmalarının topluluklar üzerindeki etkisi olağanüstü. Liderlik ve yönetim arasında bir fark vardır, bu da mutlaka bir kişilik farkı değil, roldür. Aynı kişi büyük bir lider ve büyük bir yönetici olabilir, ancak rol farklıdır.

Bir liderin rolü, bir vizyon sağlamak, bir yön duygusu, bir dizi amaç ve amaç gerçekleştirmeye çalışmak, insanlara inanmak ve onları takip etmek için ilham vermektir.

Bir yöneticinin rolü, her şeyin çalıştığından emin olmaktır, böylece vizyon herkese yayılır.

Bazı insanlar iyi lider ama kötü yöneticidir. Bazıları iyi lider değildir ama iyi yöneticidir. Bazı insanlar her ikisinde de harikadır.

Ancak bir kurumda bir liderin kritik rolü topluluğu bir arada tutabilmektir. Bir okul gibi organize bir kurumunuz olduğunda, lider onu kişilikleri, bakışları, eğilimleri ve insanlara nasıl bağlandıkları ile neredeyse her şekilde etkiler.

Farklı liderlik stilleri vardır. Eğer sadece verimlilik peşindeyseniz ‘emir ver-kontrol et’ yöntemini kullanabilirsiniz. Bu çok sayıda endüstriyel süreçte olur. Ancak, inovasyon ve kültürel bir büyüme yaratmakla ilgileniyorsanız, o zaman bir liderin işi insanlara ne yapacağını söylemek değildir. Bunu içerebilir, ancak olasılık iklimi yaratmak gerçekten önemlidir.

Bazen insanlar organizasyonları, sadece korumak zorunda olduğunuz bir tür mekanizmalar gibi düşünürler – karışımı ve ayarlamaları doğru alırsanız, sonsuza dek geleceğe sızarlar.

İnsan örgütleri çok daha organizmalara benzer-onlar yaşayan insanların topluluklarıdır. Bir okulun kurumu bina değil, binadaki insanlar. Aslında binaya ihtiyaçları yok. Kültür ilişkileri ve davranış, inanç kalıplarıdır. Diğer canlı organizmalar gibi, insan örgütleri kendi çevreleriyle simbiyotik olarak yaşamak zorundadır.

Harika bir okul böyle olur. Çevresine bağlı harika bir okul, her yeri hayata geçirebilir. Müthiş mahalleler, ebeveynlerle ve etrafındaki kültürel kuruluşlarla güzelleşen ve bağlantı kuran harika okulların parlak baş öğretmenleri tarafından canlı tutulduğunu gördüm. Vasat okulların bir mahallenin hayatını boşalttığını ve insanların umut ve iyimserlikten yoksun hale getirdiğini görebilirsiniz. Tüm organizmalar gibi kuruluşlar belirli koşullar altında gelişir.

Yani eğitimde benim için bir liderin rolü, insanların geliştiği koşulları anlamaktır, tıpkı iyi bir öğretmenin, çocukların en iyi öğrendiği koşulları anladığı gibi. Öğretmenlerin mümkün kılan bir rolü olduğunu söyleyebilirim. Bir okul müdürünün rolü, öğretmenlerin bunu yapabileceği okuldaki koşulları yaratmaktır. Hükümetin rolü, sistemin bunu yapabileceği koşulları yaratmaktır. Ekosistem derken tanımlamak istediğim sistem bu.

Sistemin tüm amacının öğrencilerin öğrenmelerine yardımcı olduğunu unutursak, o zaman her şey ters çevrilir ve eğitimin tüm amacının PISA tablolarından daha yüksek olması gereken bir durumla sonuçlanır.

Kendi eğitiminizle ilgili favori anınız neydi?

Eğitim hayatımdaki en önemli anlardan biri sırasında lisedeydim. 17 yaşımdaydım. Arkadaşlarımla beraber o dönem tiyatroya ilgi duymuştuk. Okulda küçük oyunlar hazırlıyorduk ama kitap okuyor gibi oynuyorduk. Rol yapmıyorduk ki bu bana her zaman saçma gelmiştir. Tıpkı müzik dersi alırken hiç şarkı söylemeden oturup, notaları okumak gibi bir durumdu bu.

İçimizden birileri bir oyunu baştan sona hazırlamak konusunda bizi ikna etti ve bu hazırlığa başladık. Derslerden sonra okul amfisinde saatlerce çalıştık. Öğretmenlerden yardım istedik. İlk tecrübemiz çok başarılı oldu ve devam eden yıl başka bir tane daha hazırladık ve öğretmenimiz bu oyunu da yönetti. Zamanla bu düzene iyice alıştık, biletleri satıp oyunu sahneliyorduk. Ben sahne müdürüydüm.

Üçüncü defa bir oyun hazırlamaya karar verdiğimizde aynı öğretmende oyunu yönetmesi için yardım istedik ancak ‘yapamam vaktim yok’ cevabını aldık. Oyunu oynayacak olanlar hep beraber bir yerde buluştuk ve bu gruba ‘gerçek kızları’ da davet ettik. Öncesinde kişisel olarak kızlarla tanışmamıştık ancak haklarında çok şey duyuyorduk.

Tüm grup ‘Ernest Olmanın Önemi’ oyununu hazırlamaya karar verdik. Öğretmen bu sefer ‘oyunu yönetemem ama ekip seçmelerine yardım edebilirim’ dedi. Oyunun önemli repliklerini parçaladık ve adaylara verdik. En önemli rollerden uşağa kadar bütün roller oyunculara verilince muhtemelen yine sahne müdür olacağım diye düşündüm.

Öğretmen: ‘Bu yıl oyunu yönetemeyeceğimi söyledim ama zannediyorum Ken bunu yapabilir.’

Duyduğum anda neredeyse bayılıyordum. Bütün bu süre boyunca aklımdan bir oyunu yönetebileceğim ya da gruptan herhangi birinin bunu kabul edebileceğini geçirmemiştim. Bir yönetmen bütün bu sürece önderlik eden çok önemli bir karakterdi ve ben bu durumu sindirmeye çalışıyordum. Ancak gruptaki diğerleri bana doğru döndü ve şunu söyledi: “Bu harika bir fikir!”

Çok korkuyordum ancak uzun süre önce beni korkutan şeylerden kaçmamayı öğrenmiştim. Korku ile başa çıkmanın en iyi yolu doğruca üstüne gitmek ve kontrol altında tutmaya çalışmak… Bir oyun yönetme fikri bende merak uyandırmıştı ve bunu denemeye karar verdim. Sonrasında bir öğrenci olarak bir çok oyun yönettim.

Bu tecrübe benim için önemliydi çünkü bazen insanlar sende senin fark etmediğin yönlerini görebilirler. Sende çok güçlü bir taraf ya da varlığından haberdar olmadığın bir yeteneğini görebilirler. Bu tecrübe benim için sadece ilgi alanımla ilgili bir şeyler yapma fırsatı vermedi ayrıca drama okulunun da yolunu açtı. Tüm bu süreç sonunda sanat okulununun tiyatro bölümüne bu tecrübelerimi taşıdım ve başarılı bir öğrenim hayatım oldu. Hala kendime aynı soruyu soruyorum. Eğer öğretmenim oyunu yönetmeyi teklif etmeseydi şu an ne yapıyordum? Muhtemelen bir yerlerde bir bar işletiyordum.

Önümüzdeki 100 yıl nasıl olacak?

Fin eğitiminin önümüzdeki 100 yıl süresince tıpkı geçmiş 40 yılda olduğu gibi gelişmeyi sürdürmesi ancak dünyanın ihtiyaç duyduğu yönde evrimleşmesi gerekir.

Dijital teknolojinin hızlı evrimi ile yönlendirilen zamanlarda yaşıyoruz ve son elli yılda gördüğümüz değişiklikler önümüzdeki elli yıl içinde öne çıkan şeyle karşılaştırıldığında hiçbir şey olmayacak. Yani, bu teknolojilerin nasıl yaşadığımızı, yaptığımız işi, nerede yaptığımızı, kimin yaptığını etkilediği şekilde olağanüstü değişiklikler yaşanacak. 

Muazzam nüfus artışı olan zamanlarda yaşıyoruz-dünyanın nüfusu son otuz yılda iki katına çıktı. Şimdi yedi buçuk milyar ve yüzyılın ortalarında dokuz milyara doğru ilerliyor. Dünya’nın doğal kaynaklarına sömürüyoruz ve kendimizi nasıl beslediğimize, kullandığımız yakıtlara, nasıl ev sahibi olduğumuza dair derin bir yenilik sürecine girebilmemiz gerekiyor.

Dünyanın yarısından fazlası büyük mega şehirlerde şehirlerde olacak.

Bence bu yüzden Finlandiya, dünyadaki birçok insan için örnek bir eğitim sistemi haline geldi-diğer birçok sistemden çok daha etkili ve Kuzey Amerika’daki çoğu okul sisteminden kesinlikle daha etkili.

Müfredat ile yeni zorluklar olacak, öğretmenlerin pedagojik bilgilerini geliştirmede yeni zorluklar olacak ve ülke kendisini geliştirmeye, kültürel ve teknolojik olarak devam edecektir.

Finlandiya’nın bugüne kadarki başarısının altında yatan en önemli nedenler profesyonel sorumluluk hissi ve öğretim-öğrenmenin temel prensipleri ile kuvvetlendirilmiş inovatif bakış açısıdır. Tüm bu ilkeler ışığında kendi başarısı çerçevesinde hapsolmuş, katı kuralları olan bir yapı olmaktan kurtulmuştur. Evrimini sürdürmelidir.

 

yazı:

https://hundred.org/en/articles/sir-ken-robinson-cc91e75a-5722-4bfc-b1f6-bc425e1a479c

görsel:

www.pexels.com

Bu yazıyı sosyal medyada paylaşmak ister misiniz?



Siz de yorum yapın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

genografi

Yalnız değilsiniz

  • Sendogan Yazici kullanıcısının profil fotoğrafı
  • Perihan Gürer kullanıcısının profil fotoğrafı
  • Silem kullanıcısının profil fotoğrafı

Gruplara katılın

GİRİŞ YAP KATIL