Yaşam

Sosyal Medyadan Önceki Hayatımızdan Özlediğimiz Şeyler

 

 

Internetsiz yaşamdan hoşlanıyormuş gibi yapmayacağım. Türlü nimetleri var. Sevimli kedi videoları, alışveriş siteleri, “Hangi dizi kahramanısınız ?” gibi aydınlatıcı testler.

Geçen gün, bir internet sitesinde itiraflarını okurken şuna rastladım;

“ İnternetten önce olduğum kişiyi özledim.”

Bu itiraf beni internetten önceki hayatımı düşünmeye sevketti. Evet, genel olarak rahat bir tarafı vardı; bir şeyleri araştırmak için gerçekten ansiklopedilere bakmak, bir şeyleri paylaşma zorunluluğu hissetmeden seyahate çıkma özgürlüğünün olmaması gibi. Sosyal medya öncesi yaşam tarzımızın gerçekten cezbedici bazı tarafları vardı ve eminim ki bizim jenerasyonumuzdan insanlar da hemfikir olurlar.

Her şeyin fotoğrafının çekilmesi lazım hissinin olmaması.

Instagram, Snapchat ve kamera kullanılan benzer uygulamalardan önce, öğle yemeğimin ya da yeni manikürlü  tırnaklarımın ya da güneşin batışının fotoğrafını çekme baskısı hissetmezdim. Sadece öğle yemeğimi yer, yeni ojelerimi hayranlıkla izler ve güneşin batışının tadını çıkarırdım.

Toplumsal onaylanma ihtiyacı hissetmezdik.

Bu fotoğrafları neden paylaşıyoruz ? Çünkü insanların öğle yemeğimizin,yeni boyanan tırnaklarımızın ve gün batımımızın  ne kadar muhteşem olduğunu söylemesini istiyoruz. Sosyal medyadan önce,  birisi geçerken “vay be, manikürün harika olmuş” dese günün geri kalanında harika hissederdim. Şimdi, eğer fotoğrafımı sadece bir kişi beğense, ojelerimin kötü gibi göründüğüne ve nazik bir kişinin beğenilmeme sancımı azaltmak için beğen tuşuna bastığına inanırım.

Başkalarının saçma fikirleri umurumuzda olmazdı

Sanırım her zaman ortalığa saçılmış saçma görüşlere ve ben her şeyi bilirimcilerin saçma fikirlerine maruz kalıyorduk. Sosyal medya sağ olsun, keşfetimde hızlı tarif videosunu masumca izlerken ağzımdan defalarca “ya bırak allah aşkına” cümlesi dökülüyor. Yüzeysel sohbetlerle tanıdığım kişilerin ( sima olarak tanımasam ne kadar tarz olduklarını düşünebilirdim ) postlarını gördükçe, aslında ne kadar da geri kafalı, seksit ve ırkçı olduklarını fark ediyorum. Ah arkadaşım, sadece yavru köpek videoları paylaştığın dönemde sanırım senden hoşlanıyordum.

Zamanın boşa akıp gitmesi kavramımız yoktu

Çok hızlı şekilde maillerimi kontrol edeyim ya da Facebook’a şöyle bir göz atayım dediğinde birden bir saat harcadığını ve “ ne oldu şimdi de 1 saat geçti ?” dediğini biliyorum. Ya da yatağa vaktinde gittiğin için kendini tebrik ettikten sonra telefonu eline alıp gece yarısı kendine geldiğini… Her iki senaryo da sık sık başıma geliyor ve bu durum beni çok yoruyor.

Korkutucu hikayelere bu kadar maruz kalmıyorduk

90’larda, kendimi bir kıyamet sığınağına kapattıracak ya da en yakın doktora zaten yakalandığımdan emin olduğum bir hastalığın teşhisi için koşturtacak bir şey okumadan günler / haftalar geçirirdim.

 

Sahte haberleri derinlemesine incelemez ya da bunları gündeme getiren insanlara gözlerimizi devirmezdik

İnternetten önce hepimiz haberleri güvenilir kaynaklardan takip ederdik. Magazin dergilerinin kapağında yazan “ Bebeğimin babası şu ünlü isim” haberleri bizim için sahte haberdi. Bugünlerde, saçma sapan  adamın birisi, eğer yeterince profesyonel görünen bir “haber” paylaşıyorsa, insanlar bunu değerlendiriyor, oltaya geliyor, satın alıyor ve daha da kötüsü paylaşıyor. Haber internette olduğu için doğru olmak zorunda, değil mi?

Stalk’lama ( sinsice takip etme ) fırsatımız yoktu

Bir kişi hayatımızdan çıktığı zaman, o kişiyle ilgili hatırlatmalar ihtiyacımız yoktu, nokta! Öğle yemeğinde ne yedikleri, periodlarının ne zaman olduğu, manikürlerinin nasıl göründüğü kendilerini ilgilendirirdi. Bu kişilerin profilleri zırt pırt gözümüzün önüne düşmediği dönemlerde, kişiyi düşüncelerimizden uzaklaştırmak daha kolay oluyordu. Çok kullanışlı “unfollow” butonu için teşekkürler  sosyal medya.

Durmaksızın kendimiz başkalarıyla karşılaştırmazdık.

Lisedeki jimnastik dersinde, sınıf arkadaşımın spor şortu içindeki bronz, sıkı ve pürüzsüz bacaklarını kıskanırdım. Eğer o dönemde sosyal medya postları olsaydı, arkadaşımın mayo içindeki bacaklarını, gece kıyafeti içindeki bacaklarını, Everest dağına tırmanırken ki bacaklarını, yılın en güzel bacakları ödülünü kazanmasını kıskanacaktım.

Rezil fotoğraflarda asla “tag”lenmezdik ( etiketlenmezdik )

Geçmişte, gözün yarı açık ya da ağzın yarı kapalı Polaroid fotoğraflarını çekerdi birileri ve bu yine kötü bir durumdu ama en azından mahrem bir rezillikti. Bugünlerde, sen daha “sil şu saçma fotoğrafı” yazamadan, gerdanının şiştiği, dişinde maydanoz olan fotoğrafların , herkes tarafından görünür şekilde 100 beğeni almış oluyor.

 

Tamam, belki internetten önce yeni kaş şekli modasının utanç verici şekilde gerisinde olmuş olabilirim ya da internet trendlerinin varlığından bihaber yaşamış olabilirim ama sosyal medya dönemi öncesindeki beni özlemeden edemiyorum. Ağlayarak gülen emoji yollarken suratında hiçbir ifade olmayan ben değil, dürüst bir şekilde yüz ifadelerini ortaya koyan ben… Hayatım, birçok anlamda çok daha sadeydi. Instagram’a tabağımı koymadan öğle yemeği yediğimde bile!

 

Yazı: http://www.scarymommy.com/life-before-social-media/

Görsel: pinterest.com

Bu yazıyı sosyal medyada paylaşmak ister misiniz?



Siz de yorum yapın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

genografi

Yalnız değilsiniz

  • Sendogan Yazici kullanıcısının profil fotoğrafı
  • Özge Doğan kullanıcısının profil fotoğrafı
  • asuman kullanıcısının profil fotoğrafı

Gruplara katılın

GİRİŞ YAP KATIL
Editör'ün Seçimi