Röportajlar

Y Kuşağı Anneyim Ben!

Y kuşağı anneyim
O bir uykusuz anne!
Annelik deneyimini Uykusuz Anneler Kulübü’nde de sıcacık yazılar ile paylaşan, okurken güldüren, düşündüren, “benim gibi biri daha varmış” diye hissettiren uykusuz annelerden.
Sevgili Sabiha Gürkaynak bizim deyişimizle Sabiş’in şimdi de yeni bir kitabı var; Y Kuşağı Anneyim Ben!
Sabiş’e hayatı, kitabının hikayesini ve hayallerini sorduk.
Bu keyifli sohbet için çok teşekkürler Sabiş. Kitabının ve senin yolunuz açık olsun, umuyoruz tüm hayallerin gerçekleşsin 🙂
sabiha gürkaynak
Bize kendini tanıtır mısın Sabiha kimdir, neler yapar?

 

1984 İzmir doğumluyum. İstanbul Üniversitesi İşletme mezunuyum. Üniversiteden sonra hemen evlendik ve yaklaşık 5 yıl Amerika’da yaşadık, eşimle birlikte orada master yaptık. 2010’da Türkiye’ye kesin dönüş yaptık. Ben 2010 Mart’ta özel bir Finans kurumunda çalışmaya başladım ve Ekim 2012’de oğlum Ali Ömer’in hayatımıza katılmasıyla profesyonel iş hayatından ayrıldım. 2014’ten beri de eşimin işi sebebiyle Cezayir’de yaşıyoruz.

 

Bir özgeçmişin parçası olarak sorarsan işte Sabiha böyle birisi:) Şu gün itibariyle 7/24 annelik yapan, yukarıda bahsi geçen o geçmişten pek bir alakasız olan bir hayatın kahramanıyım.  Ama daha derini sorarsan annelikle birlikte değişen, gelişen; başka bir kadına dönüşen biri Sabiha. Yani annelikle birlikte değişen bu hayat rutini içinde eski bir alışkanlığına mesai ayırmaya başlamış, iyi hissetmek için, iyileşmek için ve diğer anneler de iyi olsun istediği için yazan bir kadın. Tam zamanlı anne, eş, sonra geceden sabaha kadar da yazar; işte öyle bir kadın…

Yazmaya nasıl başladın? Kitap yazma fikri nasıl ortaya çıktı?

Yazmak çok evvelden beri bir tür ilaçtı benim için aslında. Çok klişe olsa da şimdi o kadar doğru ki benim hikayemde! Çok kolay bir hayatım oldu diyemem, yani herkesinki kendine zor dedikleri cinsten belki ama velhasılı ben hayatımın annelikten öncekini tüm yaralarını sarmam gerektiğini anne olunca farkedenlerdenim. Yani annelik de bana öyle zor geldi ki ilkin, bebek uyumaz, daim ağlar, işte kilolar gitmez, hayat birden tepetaklak olur, ne yapacağını bilemediğin anlarla dolu günler geçirirsin falan, bu satırları okuyan her anne bilir eminim bahsettiğim o günleri. İşte o günler benim için biraz uzun sürdü.

Nasıl demeli bilmem, zorlandım işte. Basit hali bu, sade ve sadece bana zor gelmiş de olabilir. Zaten önemli olan nasıl olduğu değil o buhrandan çıkmak için neler yaptığım sanırım artık. Ben yazdım. Gecelerce günlerce yazdım. Düşündüm. Anneliği kendi içinde bir dönüşüm ve değişim vesilesi olarak görmeye başladım. Psikolojik yardım aldığım da oldu, kendimi kitaplara ve klavyeye gömdüğüm de. Ben bu hikayenin tümüne nefis terbiyesi dedim, başım gözüm üstüne kabul ettim getirdiği her şeyi. Yazdıkça daha çok düşündüm, irdeledim, kendi derdime derman aradım diyelim ya da paylaşıp rahatlamak, işte her gün başka bir hikaye. Herkese göre adı değişir pek tabii ki ama ben iyileşmek, iyi hissetmek için her gün hissettiklerimi yazmayı adet edindim ve öyle iyi geldi ki, o kadar olsun! Daha sonra bir sonraki aşama kendi kendine geldi, yani kitaplaşma fikri. Çünkü yazdıklarım dünden, bugünden ve yarından bahsediyordu yani sadece bebeğimin uyku sorununu, yemek düzenini, 2 yaş sendromunu şunu bunu yazmıyordum; çünkü bunları konuşan bir sürü anne vardı zaten, konuşulmasa da herkesin bu konularda bir fikri de vardı ve herkes hemen hemen aynı şeyleri yaşıyordu.

Ben tecrübe aktarmanın derdinde değildim zaten aslında, ben duygudaş arıyordum kendime daha çok diyebiliriz. Yani halk arasında daha ‘zor’ olarak etiketlenen o uyumayan, daha fazla hareketli, daha fazla dürtüsel, daha fazla kaygılı vs olan çocuğun annesi olmak ne demek, bu anneler neler hisseder, hangi yollardan geçer bunları anlatmaktı amacım. Benim kendi yolculuğumda şimdi bu yazdıklarımı yazmış bir anne olsaydı, ben de alıp o kitabı okusaydım belki daha farklı olurdu bazı şeyler sadece ve sadece ‘yalnız olmadığımı bilme’nin verdiği his bile yeterdi bazı günleri daha kolay geçirmeye. Ve ama ben Ali Ömer’i büyütürken çok zorlandım, yalnız benim çocuğum böyleymiş gibi hissettiğim çok gün oldu ve kendi kendimi bu kitabı üretmeye yönlendirdim. Ben yazabildiğime göre ve Ali benim oğlum olarak dünyaya geldiğine göre bütün bunlar elbette ki tesadüf değildi. Ali benim oğlumdu çünkü bir yerlerde aynı Ali Ömer gibi onun bu ‘fazla’ karakteristiklerine sahip bebeği olan diğer annelerin iyi hissetmeleri için birisinin bir kitap yazması gerekiyordu. O birisi bendim.

Kendi kuşağımın kadınlarının zamane olarak tabir edilen tüm özelliklerine sahip bir anne olarak yaşadığım zorlukları, kendim olma maceramın annelikle birlikte nasıl değiştiğini, bu zamanda anne olmanın beraberinde getirdiği o nurtopu gibi ‘yetersizlik’ hissini anlattım. İstedim ki hiç beni tanımayan, bilmeyen bir anne bir kitapçıya girip kitabımı alsın, eve gitsin, akşam çocuğu uyuyunca kitabı eline alıp okumaya başlayınca desin ki: <Aaa, aynı ben!> Çünkü ben artık biliyorum ki hepimiz biriz aslında, o kadar farklı anneler-miş gibi görünsek de hislerimiz, kalbimiz aynı. 80’lerin dünkü çocukları olarak, şimdi biz büyürken inanılmaz hızla değişmiş olan bu dünyada annelik yapmaya çalışıyoruz. Hayat çok hızlandı, günler çok kısa, kaygılarımız ve heveslerimiz boyumuzu aşmış durumda. Hal böyle olunca duygular saklı kalıyor gibi geliyor bana. Ben saklamadım. Anneliğimin neredeyse üç yılını gün gün yazdım, anneliğimin her köşesine dokundurdum kalemimi. Dilerim okuyanlar da en az benim yazarken hissettiğim kadar iyi hissediyorlardır…

Y kuşağı anne

Kitabını bize anlatır mısın?

Kitap bir annenin gözünden annelik macerasını anlatıyor dediğim gibi. Gebelik, lohusalık süreçlerini irdeliyor. Hızlanan hayatla birlikte düşünmeye zamanımızın kalmadığı bazen hiç duyamadığımız iç sesimize kulak veriyor, mahalle baskısına direnmeyi, öğretilenlere ve moda olanlara inat kendimiz gibi bir anne olabileceğimizi hatırlatıyor belki de. Üretmenin, çalışmanın başka başka halleri olabileceğini, yavaş hayatın ve yavaş ebeveynliğin anneliği ne kadar farklılaştırdığının bizim hikayemiz üzerinden vurgusunu yapıyor. Ve yine ebeveynlerin belki de unutulmaya yüz tutan çocukluk yıllarının anne baba olunca nasıl da ön plana çıktığını benim hayatımdan örneklerle anlatıyor. Ve tabii ki çocuklu hayatın karı koca ilişkisine olan etkilerini ve evliliği nasıl bambaşka bir şeye dönüştürdüğünü anlatıyor. Yani hepinizin evinde yaşanan sıradan hayat hikayelerinin sıradan kahramanı bir anne oturmuş yazmış yazmış bir kitap olmuş. Herhangi bir kadının sıradan annelik macerası bana kalırsa ve ama benzer yollardan geçen bir çok kadının da hikayesi bu kitap aynı zamanda. Adı Y Kuşağı Anneyim Ben! oldu.

Y Kuşağı Anne kimdir peki?

Y Kuşağı nesil tanımları içinde 1980-1999 yılları arasında doğan kuşağı anlatmak için kullanılan bir terim. Ve ama bizim büyüdüğümüz topraklara özel özellikleri de olan bir nesil bizimkisi. 80’lerin kızları yani biz eğitim ve kariyer hedefleri olan, ayakları üzerinde durması için yetiştirilen, ekonomik bağımsızlığı olsun diye üzerine titrenenlerdik. Tüm bu kültürel değişimin, modernleşmenin ve bilgi çağının gölgesinde bahçeli evlerden apartman dairelerine taşınan orta direk şehirli ailelerin sokakta oynama şansına sahip son çocuklarıydık. Tabi tüm bu değişimlerin en önemlisi ise tartışmasız teknolojide yaşanan hızına ayak uydurmakta zorlandığımız müthiş gelişmelerdi. Yani bizler ilk cep telefonun ilk akıllı telefona evrilmesi esnasında büyüyen ergen olan nesiliz. Telefon konuşmalarından kısa mesajlara, mektuplardan  elektronik postalara, çıkma tekliflerinden izdivaç programlarına uzanan bu yolda kendi duygu evrimimizi tamamlayamadan anne olduk diyebilirim kabaca. Haliyle naçizane fikrim bugün anneliği zorlaştıran en büyük etkenler yaşadığımız bu hayat tarzı. Ben kaderin cilvesiyle bu kutunun dışına çıkarılmış bir anne olarak yavaş hayattan bildirerek yazdım bu kitabı. Dediğim gibi dilerim ki okuyanları da yavaşlatır, düşündürür ve iyi hissettirir.

Yurtdışında yaşamak, orda çocuk büyütmek ile ilgili paylaşmak istediklerin var mı?

Yurtdışında yaşamak dediğim gibi birazcık o kutunun dışına çıkmak demek. Yani özellikle büyük şehirlerde koşmaktan kovalamaya fırsat bulamayan, sınırlı metrekare evlerde ve yeşil alanlarda çocuklarıyla kaliteli vakit geçirmek için didinip duran, hiç bir şeye yetemediğini hisseden her şeyden biraz olan ama sorsan hiçbir şeyden tam olarak nasibini alamayan o annelikten uzaklaşmak demek. Anneliği zorlaştıran etmenlerin en büyüğü olan o mahalle baskısından bir nebze olsun uzaklaşmak ve rahatlamak demek. Ama öte yandan anneliğin en zoru halini yaşamak demek; yalnız annelik!

Gurbet demek yalnız annelik demek. Yalnız başına ayakta kalmak, anneliği yüklenmek, anne baba olarak birbirine kalan pek vakit olmadan ne bileyim hiç bir gece bir yere çıkma lüksün yokken ebeveynlik yapmak demek. Kolay mı? Hiç değil ve ama başa gelince her şey çekiliyor pek tabii ki. Allah sağlık versin diyerek yola devam ediyorsun daim ama dediğim gibi bazı yükler azalırken kefenden başka bazı yükler biniyor yurt dışında sırtına. Ne kadar zor dersen, seninki kadar zor. Çünkü herkesin hayatı kendine zor, her annelik kendi başına yazılabilecek bir kitap, bambaşka bir hikaye. Ama bana göre en güzel kısmı farklı kültürlerde, dünyanın bambaşka yerlerinde seninle aynı şeyleri yaşayan başka anneler olduğunu bilmek, görmek; onların ebeveynlik tarzlarını gözlemlemek ve her durumdan kendini iyileştirecek bir şeyler bulmak insanı hem annelik hem kadınlık açısından çok zenginleştiren, dinginleştiren ve rahatlatan bir şey. Ama yine de söylüyorum ki çocukla yapılan seyahatler, gitmeler gelmeler, düzenleri bozmalar tekrar kurmaya çalışmalar hepsi kendi içinde zor ve aynı zamanda beraberinde insana özgüven getiren çok önemli kazanımlar.

 

Uykusuz bir anne misin? Uyku konusunda annelere neler önerirsin?

Oğlum Ali Ömer 4 yaşına yaklaşıyor. Abartmak istemem ama anneliğimin ilk iki senesinde en uzun uyuduğum uyku 2 saatti. Tabi bu geceleri idi. Gündüzleri hiç yok diyebilirim. Bazı geceler 21 kere uyandığımı bilirim. Bir gecede 21 kere uyanan bir insan hayata ne kadar normal devam edebilirse o kadar normaldim sanırım. Kolik, uykusuzluk ve devasa bir yetersizlik hissi ile iki senemiz geçti. 22 aya kadar anne sütü aldı Ali. Anne sütüne veda ettikten sonra gün be gün kademe kademe iyileşti uyku düzeni. Herhangi bir uyku eğitimi uygulamadım ve çünkü histerik ağlamaları ile oğlum bana bu eğitim metotlarının her çocuğa uygun olmadığını anlatmıştı ilk günden. 22 ay süresince emerek uyudu oğlum. Bensiz asla uyumuyordu, ne gece ne gündüz. Çok zorlandığım zamanlar oldu ama geçti. Bugün olsa aynı şekilde mi olur, bilemiyorum, O zaman öyle olması gerekiyordu, öyle oldu. Geriye dönüp baktığımda kendime aferin diyeceğim tek şey sanırım Amerikalı arkadaşımın annelik felsefesini benimseyip ne olursa olsun uyku rutinini bozmamak oldu. Yani altı aylıktan beri Ali dünyanın neresine gidersek gidelim her gece aynı rutini takip ederek aynı saatte uyudu. Gecede yirmi kere uyandığı oldu evet ama düzen hep aynı düzendi. Şimdi de halen erkenden uyur ve müjdemi isterim ki 44.aydan bildiriyorum; deliksiz uyuyor! Bu satırları okuyan uykusuz annelere mesajım olsun, uykusuzluğun kitabı yazılacak olsa inanın bir bölümü ben yazardım ve ama hepsi geçiyor. İnsan unutuyor. Öyle bir geçiyor ki hiç yaşanmamış gibi oluyor. Tecrübeyle sabit. En azından uyku için söylüyorum ki iki yaştan sonra gözle görülür şekilde değişiyor her şey ve tünelin ucundaki ışık görünmeye başlıyor. Ümitsizliğe kapılmayın dilerim..

Bundan sonra hayallerin, hedeflerin neler?

Bundan sonra hayallerim; daha mutlu bir anne olabilmek. Kendimi daha detaylı iyileştirebilmek, yavaşlayabilmek, sabredebilmek ve daha iyi hissedebilmek. Tüm bunlar içinse benim yöntemim yine aynı tabii ki yazıyorum. Halihazırda bitmek üzere olan ikinci kitap var, sonra çocuklara bir hikaye kitabı var.. Üretmek insanı iyi hissettiriyor vesselam o yüzden paylaşmaya, yazmaya, başka annelerle buluşmaya devam edeceğim inşallah kısa vadede hedeflerim hayallerim bunlar. Uzun vadeliyi sorarsan yok diyebilirim. Günü ve anı yaşamak anneliğimi kolay eden en büyük nimet. Çok uzun vadede bir hedefim yok artık yavaş hayatın içinde hayat ne sunarsa tepsisinde kabulüm. Emek vermeye, iyi olmaya devam ama çok plan yapmamanın nasıl bir huzur getirdiğini biliyorum artık ve çok şükür ki eskisi gibi plan yapmıyorum. Güzel şeylere niyet ediyorum hep, inşallah güzel şeyler olur.

 

Cezayir’den kucak dolusu sevgilerimle,

Sabiş

 

Bu yazıyı sosyal medyada paylaşmak ister misiniz?



Siz de yorum yapın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

genografi

Yalnız değilsiniz

  • Lasonya Shakespeare kullanıcısının profil fotoğrafı
  • Fiona Sleigh kullanıcısının profil fotoğrafı
  • Odell Leavens kullanıcısının profil fotoğrafı

Gruplara katılın

GİRİŞ YAP KATIL
Editör'ün Seçimi