Çocuk Çocuk gelişimi Çözüm yolları Editörün Seçimi Eğitim Uncategorized

Aletha Solter İstanbul’da: “Çocuklar neden yaramazlık* yapar?”

Bilinçli Ebeveynlik Enstitüsü kurucusu, psikolog ve yazar Aletha Solter İstanbul’da verdiği “Çocuklar Neden Yaramazlık Yapar?” seminerinde çok kıymetli bilgiler paylaştı. Kendi çocuklarını ve torunlarını yetiştirirken yaşadığı deneyimlerine de çokça yer verdiği seminerde hem bir uzman hem de ebeveyn olarak karşımızdaydı.

Aletha Solter ilk ele aldığı konu “bilinçli ebeveynlik” kavramıydı.  Solter, bilinçli ebeveynlik kavramını;

  • çocukla güçlü bağ kurmaya önem veren, 
  • hiçbir şekilde cezalandırıcı olmayan, 
  • çocuğun stres ve travmaların iyileştirmeye yönelen bir yaklaşım biçimi olarak tanımladı.

ÇOCUKLAR NEDEN YARAMAZLIK YAPAR?

Solter seminere çok çarpıcı bir alıntı ile başladı. 

Ünlü filozof Sokrates’in milattan önce 400’lü yıllarda söylediği bu sözler çocukların “kötü” davranışlarının yüzyıllar öncesinden günümüze ulaşmış bir problem olduğuna dikkat çekse de; aslında bakış açımızı ve çocuklara yaklaşımımızı değiştirdiğimizde çocuklarımızdan daha olumlu davranışlar görmek mümkün.


“Bugünlerde çocuklar zorbalar. Ebeveynleriyle çelişiyorlar, yiyeceklerini silip süpürüyorlar ve öğretmenlerini zorluyorlar. ”

Solter, çocuklardaki ağlama ve öfke nöbetleri, davranış problemi olarak görülmemeli diyor.  Tam tersine bu anların çocuklar için stresten ve travmalarından iyileşmeleri için fırsat olduğunu düşünüyor.

Solter, çocukların problemli davranışlarıyla mücadele etmeye çalışan, dört farklı ebeveynlik yaklaşımı olduğundan bahsetti ve bu yaklaşımları çarpıcı örneklerle açıkladı. 

İşte o örneklerden bir tanesi şöyleydi. İki yaşlarında bir çocuk, ebeveyni mutfakta yemek yaparken çekmeceden aldığı un kavanozunu yere deviriyor. 

  • Otoriter şiddet içeren yaklaşımda ebeveyn çocuğuna bir şaplak atarak onu oradan uzaklaştırıyor.
  • Otoriter şiddet içermeyen yaklaşımda ebeveyn “odana git ve orada bekle” diyerek çocuğu oradan uzaklaştırıyor.
  • İzin veren yaklaşımda ebeveyn tepki vermiyor ve sonrasında yeri kendi temizliyor.
  • Demokratik yaklaşımda ise ebeveyn dökülen unu çocuğuyla birlikte temizliyor, iş birliği kuruyor.  

Otoriter yaklaşımlarda çocuklarda oluşan kaybetme duygusu, izin veren yaklaşımda benzer bir şekilde ebeveynde de oluşuyor. Ve zamanla kaybetmeye dayanamayan çocuk ya da ebeveyn öfke duyuyor. Bu öfke bastırılmaya çalışılsa da, zamanla mutlaka ortaya çıkıyor. Ancak demokratik yaklaşıma baktığımızdaysa kaybeden taraf olmuyor ve öfke birikimi önlenmiş oluyor.

Dört yaşındaki bir grup çocuk üzerinde yapılan araştırmalarda, şiddet içersin ya da içermesin otoriter yaklaşımla büyütülen çocukların; öfkeli, şiddet içeren tutumlara sahip, kötü alışkanlıklara meyilli ve daha düşük IQ seviyesine sahip olduğu gözlenmiştir. İzin verici-müsamahakâr yaklaşımla büyütülen çocukların da mutsuz ve depresif olmaya meyilli olduğundan bahsedilmektedir. Yine bu araştırmaya göre en mutlu çocuklar demokratik yaklaşımla büyütülen çocuklardır.

Çocuklarla sevgiye dayalı bir bağ kurmak, güçlü ve güçsüz algısı üzerinden değil, kazanan ya da kaybedenin olmadığı, iş birliği temelli bir ilişki kurmak, ağlamaları bastırmamak, duygulara izin vermek, gelişim dönemine uygun iletişim içinde kalmak günün sonunda herkesi kazanan yapacak demokratik yaklaşımı benimsemek her yaş grubu için çok önemli.

Yine aynı örnek üzerinden gidildiğinde, demokratik yaklaşımda ebeveynin problemli davranışı yani “unun yere dökülmesi”ni önleyici bir takım düzenlemeler de yapması gerekiyor. 

Çocuğu sınırlandırmadan mutfakta özgürce hareket edebilmesi için dolap kapaklarına kilit takması, o yemek yaparken çocuğu da oyalansın diye mutfağa bazı oyuncaklar getirmesi, hatta belki de sadece onun ulaşabileceği çekmecelerdeki tehlikeli mutfak eşyalarını kaldırıp oynayabileceği şeyler koyması bu örnek için uygun önleyici düzenlemelerdendir.  

Solter,  çeşitli örnekler üzerinden disiplin yaklaşımlarını anlatmanın yanında, biz seminer katılımcılarına kendi çocukluk anımızla ilgili bir alıştırma yaptırarak kendi örneğimizi görmemizi ve değerlendirmemizi sağladı. Kimilerimiz kendi ebeveynlerimizle benzer tutumlarda bulunurken; kimilerimiz kendi çocukluğumuzu telafi etmek amacıyla tam tersi şekilde davranmayı seçmişti.

Bu alıştırmayı kedi kendinize de yapmanızı tavsiye ederim

(

Seminerin diğer önemli başlığı ise ÖDÜL-CEZA  konusuydu. 

Çünkü demokratik ebeveyn yaklaşımında ödül ve ceza yoktu, ilişki ve bağlanma vardı. 

Çocuğumuz istenmeyen bir davranışta bulunduğunda kendimize şu iki soruyu sormamız gerekiyor.

Çocuğumun nasıl davranmasını istiyorum?

Bunu yaparken onu ne motive etsin istiyorum?

Çocukları iyi davranışlara yönelten şey kötü davranışlarına aldıkları cezalar değil, iyi davranışlarındaki  motivasyon kaynaklarıdır. Çocuklar kitap okumaya; sadece sınavlardan kötü not almaktan korkutularak değil de, kitap okumaktan keyif almak için motive edilerek alıştırılabilir. 

Ceza öz disiplini ve öğrenilmesi gereken değeri ortadan kaldırır. Cezalandırılacağından korktuğu için kedilere zarar vermeyen bir çocuk tüm canlılara saygı ve nezaket göstermesi gerektiğini öğrenemez.

Ceza öfke ve korkuya sebebiyet verir. Ceza her şeyi cezalandırır,  çocuğun motivasyonunu da cezalandırır. Duvarları boyadığı için cezalandırılan bir çocuk resim yaptığı için de cezalandırıldığını düşünerek resim yapma motivasyonunu kaybedebilir. Resim yapmaktan korkup, nefret edebilir.

Solter, cezanın olumsuz sonuçlarının pek çok ebeveyn tarafından artık bilindiğinden, ceza uygulanmayan fakat ödül verilen bir ebeveynlik anlayışının yaygınlaştığına dikkat çekti. 

Ancak ödüller de, cezalar gibi masum değildir. Çünkü bir çocuk ödül aldığı şeyler için içsel motivasyonu kaybeder ve karşılığında ödül alarak yaptığı çalışmaları artık severek yapmaz. Kitap okuduğu için ödül alan bir çocuk ödül ortadan kalktığında, ya da ödüle alıştığı için ödülün önemi azaldığında kitap okumaktan vazgeçecektir. 

 Solter  cezalandırmak  yerine ödül vermeyi tercih edenler gibi ; otoriter yaklaşım yerine izin veren yaklaşımı benimseyen ebeveynlere, izin vericiliğin sürdürülebilir olmadığını hatırlattı. Öfke- suçluluk döngüsünden bahsetti. İzin verici yaklaşımın neden olduğu birikmiş öfke ebeveyni otoriter tutumlara iterken, otoriter tutumun yarattığı suçluluk duygusu tekrar izin veren yaklaşıma yöneltiyor ve  hem ebeveynin hem de çocuğun yıprandığı bir kısır döngü oluşuyor. 

Katılımcılardan gelen peki bu demokratik disiplini nasıl uygulayacağımız sorusu sorulduğunda , Aletha Solter asla tek bir çözüm yolu olmadığını söyledi. Her çözüm, duruma ve çocuğa özgüdür diyerek bazı tavsiyelerde bulundu.

  • Çocuklarınızın ihtiyaçlarını hızlı karşılayın, çocukların temel ihtiyaçlarını (açlık, uyku, ilgi gibi) erteleyebilme yetilerinin olmadığını göz önünde bulundurun.
  • Açıklama yapın bilgi verin. Birçok yanlış davranışın, çocuklardaki bilgi eksikliğinden geldiğini hatırlayın. Zarar vereceklerini ya da zarar göreceklerini biz anlattığımız sürece bilebilirler. Bunu onlara onların öğrenme tarzına yönelik anlatın. Şarkı, oyun ve şakalardan destek alın.
  • Direktifler vermek yerine seçenekler sunun. Dişlerini fırçalamak istemeyen çocuğunuza zorlamak yerine “banyoda mı fırçalamak istersin mutfakta mı”, “sana annen mi eşlik etsin sana baban mı” , “yeşil fırça ile mi fırçalayalım kırmızıyla mı” gibi seçenekler sunarak karşı koymasını ihtimalini azaltın.
  • Her türlü ceza ve ödülden uzak durun. 
  • Olayların doğal sonuçlarını görmesine müsaade edin. Ancak sadece doğal sonuçları görmesini sağlayın! Örneğin akşam yemeğine çağırdığınız halde gelmeyen çocuğunuz yemekten bir süre sonra acıkıp yemek istediğinde ona (zamanında yemeğe gelmemesinin bir sonucu olarak soğuyan) soğuk yemek sunun. Ancak akşam yemeği vermeyeceğiniz gibi bir şey söylemeyin. Soğuk yemek yaptığının doğal sonucudur, yemek vermemek ise cezadır.
  • Gelişim evresini  göz önünde bulundurun. İki yaşından küçük çocuklardan kuralları öğrenmesini, sıra beklemesini ve bir şeyleri paylaşmasını beklemeyin. 
  • Çocuklardaki ağlama ve öfke nöbetlerini, davranış problemi olarak görmeyin. Böyle anlarda çocukların stresten ve travmadan iyileşmesi için fırsat tanıyın. 
  • Çocukların stres kaynaklarının farkında olun. Maruz kalınan kötü davranışlar, karşılanmamış ihtiyaçlar, durumsal acılar, doğum travması, ailede ve yakın çevrede yaşanan sıkıntılar-kayıplar ağlama öfke nöbetlerine ya da problemli davranışlara neden olabilir. Bunların farkında olarak, çocuğun ağlamasını ve öfkesini kabul edin.
  • Susturmaya çalışmak, dikkat dağıtmak, dalga geçmek, acısını-üzüntüsünü küçümsemek, görmezden gelmek yerine ağlayan bir çocuğun; aciliyetli ihtiyacını karşılayın, bağ kurarak güvende hissettirin, ağlamasının kabul edin ve onu dinleyin.
  • Ağlamak kadar gülmeyi ve mizahın gücünü de stresi atmak ve krizi çözmekte kullanın Çocuklarla bol bol oynayın ve şakalaşın. 
  • Terapötik oyunlardan yardım alın. Özellikle de gücün çocukta olduğu oyunlar çocuğun öfkesini boşaltmasına yardımcı olacaktır. Örneğin çocuğunuz yastık savaşı yaparak sürekli yenilebilir çocuğunuzun ağlamadan da stresini atmasını sağlayabilirsiniz.

Ve çocuğunuzla daima bağlantıda kalın diyen Aletha SOLTER seminerini üç önemli aforizma ile tamamladı. 



Kitaplarını severek okuduğum Aletha Solter’i canlı canlı dinlemek kesinlikle çok keyifli, öğretici ve ikna ediciydi. 
Oğlumun besin alerjisi ve anafilaksi riski nedeniyle  hayatımızı yöneten yasakların ve sınırlandırmaların arasında dengeyi bulmakta zorlandığımız bir dönemde  Aletha Solter’e kulak vermek çok iyi geldi.
Bizi Aletha Solter ile buluşturan Uykusuz Anneler Kulübüne ve Nilüfer Devecigil’e teşekkürlerimle.

Büşra UYSAL @alerjiylebuyuyorum

*”yaramazlık” kelimesi dikkat çekmek için kullanılmıştır. Bu kelime yetişkinlerin çocuklar için “uygun görmedikleri davranışlar” karşısında kullandıkları bir etikettir. Yaramaz çocuk yoktur 🙂

Bu yazıyı sosyal medyada paylaşmak ister misiniz?



Siz de yorum yapın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

genografi

Yalnız değilsiniz

  • Sendogan Yazici kullanıcısının profil fotoğrafı
  • Merve kullanıcısının profil fotoğrafı
  • Perihan Gürer kullanıcısının profil fotoğrafı

Gruplara katılın

GİRİŞ YAP KATIL