Anne-Baba Çocuk gelişimi

Çocukluk Kararları

çocukluk kararları

 

Doç. Dr. Azmi Varan’ın Irmak Okulları tarafından düzenlenen seminerinden notlarımızı sizlerle paylaşmak istedik Uykusuz Anneler. Fırsatınız olursa Azmi Varan’ın seminerlerine/eğitimlerine katılmanızı ve bizzat kendisinden dinlemenizi öneriyoruz. Eminiz her dinleyen farklı çıkarımlarda bulunup farklı faydalar sağlayacaktır.

Anne-baba olarak çocuğunuzla ilgili ya da kendi kişisel gelişim yolculuğunuzda fark ettiren, düşündüren ve belki de yolunda olmadığını düşündüğünüz bir şeyleri değiştirme fırsatını görmenize sebep olan bir yolculuk başlıyor olabilir….

 

İçimizde 3 yan var:

1- Ebeveyn yanımız; 0-7 yaş arası anne-babasının her yaptığını kaydeden ve ona göre davranan. Bu 2 şekilde oluyor ya bakım veren ebeveyn ya da eleştiren ebeveyn. Eleştiren ebeveyn berbat bir yan. Karşıdaki insana verdiği mesaj: Sen OK değilsin!

Azmi Bey klinik psikolog ve yıllarca kendisine danışan insanların aslında hepsinin çok farklı görünüp karışık sebeplerle geldiğinin sanıldığı ama aslında hepsinin temelde basit ve benzer tek sebebi olduğunu söylüyor. Bu temel sebep; Ben OK miyim? 

Bu eleştiren ebeveyn (anne-baba yanımız) karşımızdakini çocuk olarak gördüğümüz anda ortaya çıkıyor.İşte bu yan ortaya çıktığı anda artık orda siz olmuyorsunuz diyor.

2- Yetişkin yanımız; Akıllı, mantıklı, sağduyulu olup bilgisayar gibi verilere göre hareket eden yanımız. Gerçekleri görüp davranışlarını ona göre belirler. Fark etmişsinizdir ki bu yanımız her zaman ortalarda olmaz 🙂

Çocuk yanımız; 0-7 yaş arasındaki herhangi bir ana ait duygu, düşünce ve davranışları sergileyen yanımız.

3 çocuk var içimizde; Doğal çocuk, uyumlu çocuk, isyankar çocuk.

Doğal çocuk aklına estiği, içinden geldiği gibi davranan çocuk. Türkiye’de doğal çocuk istenmez. Doğal çocuğu katlettiklerinde yaratıcılık ve yaşam sevinci gider.

Uyumlu çocuğu yaratan eleştirel ebeveyndir. Uyum, çocuğun baskıya uyumudur.

İsyankar çocuğu yaratan da eleştirel ebeveyndir. İsyan da çocuğun baskıya verdiği tepkidir. Baskıya karşı uyumlu olma veya isyankar olma kararı çocuğa aittir.

Türkiye’deki insanların %90’ı isyan etmesi yasaklanmış, içi öfkeli tiplerdir. Sessiz öfke pasif saldırganlığı getirir. Pasif saldırganlığa örnek olarak kendinden bir hikaye anlattı Azmi Bey. Bir gün eşi akşam evde çalışması gerektiğini, yemeği onun yapıp yapamayacağını sormuş. Akşam maç olmasına rağmen Azmi Bey tabii yaparım demiş. Akşam olup yemek hazırlama vakti geldiğinde, çalışma odasındaki eşine mutfaktan seslenerek sırayla yüzlerce soru sormuş; hangi yemek/balık, hangi balık/levrek, hangi tava/teflon, hangi yağ/ayçiçeği,…derken en sonunda eşi senin yapacağın yemeğe de sana da diyerek isyan etmiş. Azmi Bey de “ben ne yaptım ki” tavrına bürünmüş. Tanıdık gelen var mı? İşte burdaki “ben bir şey yapmadım ki” diyerek yapılan harekete pasif saldırganlık deniyor.

Çocukların pasif saldırganlık kariyeri yemek yemeyerek başlar diyor. O yemeği yememe sebebi vardır ve bu sebep aslında yemek değildir. Çocuklar kanını asla yerde bırakmaz. Örselendikleri her konu bir yerde başka bir şekilde tepki olarak ortaya çıkar. Öte yandan çocukluk herkesi örseler. Anne-baba olarak gerçek yetişkin davranışları sergilemeyi başarsanız da “çocukluk” herkeste yara bırakır. Burda kendi kızıyla resim yapma anısından örnek verdi. Babasının boyalarını kullanan, etrafı kirleten,en sonunda babasının resmini mahveden kızı Leyla’ya her ne kadar mantıklı yetişkin davranışları ile yaklaşmış olsa da babasının resminin kendi resminden çok güzel olduğunu düşünen çocuğun yarasına o babanın yapabileceği bir şey yoktur.

Çocuklar bazen “ne kadar değerliyim, ne kadar önemliyim”i kontrol etmek ister. Dışardan geldiğinde yokmuş oyunu oynayan çocuklar gibi… Kapının arkasına saklanır, Leyla gelmedi ki, Leyla yok ki oyunu oynar girmeden. (Sanıyoruz tüm çocukların oynadığı). Bu konuda daha uç örnekler de var; ranza yatağından kendini yere atarak ses çıkarıp ailesinin gelip gelmeyeceğini kontrol eden çocuklar gibi…

İlişkide verilen mesajlar 2 şekildedir; direkt verilenler; yandan yandan verilenler (bak ablana bizi üzüyor mu gibi…)

Yaşama en fazla damga vuran mesajlar, yaşamın hemen başında sözel olmayan mesajlardır. Yani bir bebeğin doğduğu ile anne-babada hissedilen temel duygu “niye geldin?” mi, “iyi ki geldin” mi? Bu yaşam mesajı yani çocuğun nasıl kucaklandığı o çocuğun hayat hikayesini yazar. 5 yaşına kadar verilen tüm mesajlar karşılığı çocuklar “çocukluk kararları“nı alırlar.

Bu hayatta kimlerle buluşacağınız, bu insanlarla ne yağacağınız, neler yaşayacağınız hatta ne kadar yaşayacağınız çocuklukta aldığınız kararlara bağlıdır.

Çocuklar bu kararları alırken anne-babaların haberleri yoktur.

Bu noktada hayatta çocukluk kararlarının etkilerini örneklerle anlattı Azmi Bey. Sürekli eşinden şiddet gören kadın danışanından bahsetti. Balayında başlayan şiddet 20 yıldan fazla sürmesine rağmen kadın yıllarca hiç birşey yapmamıştı. Burda problem balyozda değil, balyozun altına senin kafanı yatırtan programda…Yani çocukluk kararında. Ya da sürekli sevdiği/evlendiği kadınlar tarafından terkedilen (oysa muhteşem eş görünen) adamı anlattı. Adam bir gün annesinin ona hamileyken onu düşürmek için her şeyi yaptığını söylemişti. Bu da terkedilmeye ait çocukluk kararının sebebini açıklıyordu, herkes onu terkediyordu.

Freud’un dediği gibi; hayat çocukluğun tekrarından ibarettir.

Peki nedir çocukluk kararları? (süre az olduğu için sadece 4 tanesinden bahsetti)

1- Büyümemeliyim:

Milli illetimiz kanat kırma operasyonu! Doğaya baktığınızda anne kuş zamanı geldiğinde yuvadan uçabilmesi için yavru kuşu iter, çünkü kendi hayatını yaşamasını ister. Oysa bazı anne-babalar çocuklarının kanadını kırar. Çünkü büyümelerini istemez. Büyümek gitmek demektir. Türkiye’de anne-babaların tercih ettikleri kanat kırma yöntemleri eleştirmek ya da “onun yerine” yapmaktır.

Evde kalmış kavramı da bunu tam olarak açıklıyor, evde kalmış yani aslında koca adam veya kadın olduğu halde anne-babasının yanından gidememiş.

Türkiye’de daha çok kanat kıran annelerdir. Dolayısıyla daha çok kanadı kırık olan erkeklerdir. Türk erkekleri bu yüzden genellikle “çocuk”tur.

2- Çocuk olmamalıyım:

Yetişkin yani anne/baba, yetişkin olmanın sorumluluğunu almayıp çocuk gibi davrandığında çocuğu yetişkin gibi davranmaya başlar. Yani roller tersine döner. Bu; çocuğa kardeşinin sorumluluğunun verilmesi durumunda da görülür. Bunu yaşayan çocuklar çocukluklarında “çocuk olmamalıyım” kararını alırlar. Genç yaşlarında özel sektörün prens ve prensesleri olan insanlar genelde böyle yetişkin gibi davranan kişilerdir. Aslında çocuk olmaları gereken yaşlarda çocukluklarını yaşamazlar.

3- Önemli olmama:

“Tükür bana” felsefesi ile büyümüş kişiler değersiz, önemsiz olmayı kabullenir. Çocukluk kararı olarak değersiz olduğunu kabul eden kişi hayatı boyu kendini ilişkilerinde o şekilde konumlandırır.

4-Bir yere varmamalıyım (başarılı olmamalıyım):

Bu dinamiğin ilk işaretleri okulda başlar, bu kararı alan çocuklar derslerde geri kalırlar. Sonrasında da hayat boyu önlerine çıkan her fırsatı sabote ederler ki “başarılı olmama” kararlarını sürdürebilsinler.

Türkiye’de bir çok insan bu çocukluk kararları yüzünden olması gerektiği yerin çok altındadır. İnsanın olması gerektiği yer ile olduğu yer patolojidir.

www.azmivaran.com

 

 

* görsel puckermob.com dan alınmıştır.

 

Bu yazıyı sosyal medyada paylaşmak ister misiniz?



Siz de yorum yapın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

genografi

Yalnız değilsiniz

  • Rbia kullanıcısının profil fotoğrafı
  • Ekim Işık Coşkun Çakır kullanıcısının profil fotoğrafı
  • Yasemin kullanıcısının profil fotoğrafı

Gruplara katılın

GİRİŞ YAP KATIL