Anne-Baba

Çok Mutsuzum Beni Bekleme Kaptan! Çocuğun Bezini Başkası Alsın!

anne olmak

 

“Bebeğin altını değiştirdim.”

“Çocukları doyurdum.”

“Kızımın doktor randevusu olduğu için toplantıdan erken çıkmak zorunda kaldım.”

“Oğlumun veli toplantısı vardı, izin alamadığım için gidemedim.”

Bu cümleleri okuduğunuzda gözünüzün önünde canlanan kişi bir kadın değil mi? Çok az bir insanın aklından bir erkeğin de bu cümleleri kurabileceği geçmiştir. Çünkü bize hep bu öğretiliyor. “Çocuğa bakmak annenin görevidir.” Bir çocuğun başına gelen kötü bir şey duyduğumuzda aklımızda hemen o bildik soru canlanır; “annesi neredeymiş?” Babasının nerede olduğu belli çünkü. Adamın işi var. Dünyayı kurtarıyor.

 

Beklenti nedir?

TDK beklentiyi “Bireyin belli şart ve durumların alacağı biçimler veya kendisinden beklenenler konusundaki öngörüsü” olarak tanımlamış. Son günlerdeki tanımlamaları nedeniyle çok fazla kâle almak içimden gelmese de, buradaki tanımlamanın “kişinin kendisinden beklenenler konusundaki öngörüsü” kısmı, yazının bundan sonrasında ifade etmeye çalışacaklarımla örtüştüğü için tanımı alıp buraya koydum.

Toplumun beklediği anneliğin kendini tamamen çocuğuna adaman, yemesini içmesini, uyumasını kalkmasını, yürümesini koşmasını kendine dert edinmen, çocuğundan başka bir şey düşünmemen ve karnından çıktığı gibi alıp hayatının odak noktasına koyman ve kendi yaşamını hiçe saymak pahasına o odak noktasının etrafında dönmen olduğunu biliyorsun. Bu yıllarca okuduklarınla, izlediklerinle, duyduklarınla, gördüklerinle içine ince ince işlenmiş. Çocuğunun etrafında fırıl fırıl dönen heybetli gün teyzeleri bir yandan çocuklarının ağzına poğaça sıkıştırmış, bir yandan bilmem kimin çocuğunun ne kadar sıska olduğundan, annesinin çocuğa bakamadığından, zaten okulda da başarısız olduğundan, akşama kadar sokaklarda top koşturup ağaçlara tırmandığından, ilgisiz alakasız büyüdüğünden dert yanmış. Çünkü o teyzelere göre, kendileri ne kadar anneyse başkaları o kadar anne değil, asla olamaz. Mini etek giyiyordur mesela. Topuklu ayakkabı giyiyordur. Çok gülüyordur. Çok geziyordur. Aman Allah muhafaza, çocuğunu küçük yaşta bakıcı ellerine, kreş köşelerine “terk etmiştir”.

Hiçbir şeye maruz kalmadıysanız bile, en azından bu gün teyzesine birkaç kez maruz kalmışsınızdır. Bilinçaltı da çok lazımmış gibi bu bilgileri derleyip toplayıp depolamıştır. “Çocuk şişman olmalı. Okulda başarılı olmalı. Annesi peşinde dolanmalı. Anne dediğin usturuplu giyinmeli. Çocuğunu kimselere emanet etmemeli. Çocuğunu dibinden ayırmamalı. Çok gülmemeli. Çok eğlenmemeli. Kendi hayatı olmamalı ki günlerde dedikodu malzemesi olmasın.”

Beklenti bu olunca, bunun dışına çıkmak insana kendini psikolojik olarak kötü hissettiriyor tabii ki. Senden bekleneni biliyorsan beklenenden farklı davranmak içten içe suçluluk duymana neden oluyor.

Hatta o kadar ileri gidiyorsun ki, sen bu beklentiler nedeniyle kendini bunları yapmak zorunda hissederken, bunlara hayır diyebilenleri suçlamaya ve düşman olmaya başlıyorsun. İşte günümüzün annelerini yıpratan mahalle baskısı da böyle gelişiyor; Çatır çatır doğurmadıysa, kütür kütür emzirmediyse, kendini feda edip büyütmediyse o anne yuhalanmayı hak ediyor demektir.

İnsanı strese sokan en büyük nedenlerden biri, inanmadığı şekilde yaşamak. Stres de bir süre sonra patlamaya hazır bir bomba haline geliyor. Aktaracak kaynak bulamazsan -ki artık instagram diye bir nimet var çok şükür saydır saydırabildiğin kadar-  seni yiyip bitiriyor.

Eğer mutsuz ve gergin olduğunuzu düşünüyorsanız, hayatınızı gözden geçirin.

Neyi sizden beklendiği için yapıyorsunuz?

Ve öyle yapmasaydınız nasıl olurdu?

Bu yazıyı sosyal medyada paylaşmak ister misiniz?
  • Bir Anne Doğdu

    Nehir Turan



  • Siz de yorum yapın

    Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

    genografi

    Yalnız değilsiniz

    • Angeline Noskowski kullanıcısının profil fotoğrafı
    • Lurlene Eggleston kullanıcısının profil fotoğrafı
    • Rebecca Lapham kullanıcısının profil fotoğrafı

    Gruplara katılın

    GİRİŞ YAP KATIL

    Benzer Yazılar

    Editör'ün Seçimi