Uykusuz Baba

DEĞİŞMEK YA DA DEĞİŞTİRMEMEK

Screen Shot 2016-08-31 at 10.13.41

İşte bütün mesele bu…

Almanya Milli Futbol Takımı’nın ünlü orta saha oyuncularından İsviçre asıllı Carl Gustav Jung (aynı zamanda Analitik Psikoloji dalını geliştiren bir psikoterapist) futbolu bıraktıktan sonra yazdığı Kişiliğin Gelişimi kitabında şöyle buyurmuş: “Çocuklarınızda değiştirmek istediğiniz bir davranış varsa, onu önce kendinizde değiştirin”. Ben bu bilgece tespite bir ekleme yapmak istiyorum: “Çocuklarınızda gurur duyduğunuz bir davranış varsa, onu hemen kendinize mal edin.” Benimki biraz daha fırsatçı bir yaklaşım tabi. Aslında iki sözü bir araya getirirsek, hemen hepimizin çatır çatır bildiği ama işimize geldiği kadar farkında olduğu bir toplam gerçek çıkıyor ortaya: Çocuklar karakterlerini oluşturan davranışları gidip marketten, internetten almıyor. Ebeveyn rolünde kim var ise, onlara bakarak yapıyor bilinçli/bilinçsiz seçimlerini. Sonra biz ne diyoruz sonuçtan hoşlanmazsak? “Yav bu huyu kime çekmiş bunun, hiç anlamıyorum, heh heh, halbuki ben de hiç böyle değilimdir, heh heh heh.”

Öylesin güzel kardeşim. Öyleyiz canım kardeşim.

Yukarıda yazdıklarımı örneklersek, aşağı yukarı şu şekilde olageliyor hayatlarımızda:

“Ay Murat bu çocuğun inadı beni deli ediyor. Ayyynı sen!”

“Neeeey ben miiii? Yuh ama aşkım ya, yuh! Asıl keçi inadı sende var, bu çocuk da ayyynı sen!”

“Hahaaayt güleyim baari, hayatta kabul etmem.”

veya

“Ya çok empatik bu çoçoronkiii, yerim ben onuuu, annesi gibi duygusal bu da, hihihi, di mi annecim?”

hatta

“Benim babam böyleydi, kesin ondan geçmiş problem çözme yeteneği. Bende de var.”

Olumlular benim. Olumsuzlar senin, onun, şunun, bunun… Ayıp.

En baştan başlarsak, çocuklar çok erken yaşlardan itibaren mutfakta gözlemledikleri armut veya arabanın koltuğunu modellemiyorlar. Ebeveynlerini modelliyorlar. N’apsınlar ki başka zaten? Ellerindeki malzeme bu. Nörobilim uzmanlarının anlattığına ve bizim kısmen anlamaya çalıştığımız haliyle anlatırsak, beyin çok erken yaşlarda aşırı, afedersiniz hayvan gibi, yüz trilyonlarca bağlantı kuruyor, ve sonra oturup bu bağlantılardan bir şekilde işe yarayanları tutup/güçlendirip, işe yaramayanları eleyerek yol alıyor (yeni kombinasyonlar da deniyor aralarda). Hangi bağlantıları eleyip hangilerini güçlendirdiği konusunda yaptığı seçimleri “tam olarak” neye göre yaptığı ise bilinmiyor. Ya da ben bilmiyorum. Çok kuralcı anne babanın çocuğu, sırf böyle gördüğü için mutlaka kuralcı olmuyor büyüdüğünde. Tam tersi, kurallardan sıtkı sıyrılıp, kuralsızlık neferi de olabiliyor.

Lagaluga yapmayı bırakırsam, ve Jung abimize dönersem, çocuğumuzda bizi endişelendiren bir davranışı -veya tam tersini- biz (birimiz, ikimiz, veya hepimiz) nasıl ve nerede sergiliyoruz, ona bakmak lazım. Bunu tespit ettiğimizde aslında bu davranışımıza etki etme şansımız doğuyor. İşin başı “farkındalık” yani. Farkındalık, öğrenmenin aşamalarında ise “Bilinçli Yetersizlik” veyahut “Ne Bilmediğimi Biliyorum abi” diye isimlendiriliyor. Şu an fark ettim ki hala lagaluga yapıyorum.

Benim geçenlerde aklıma gelen ama henüz bizzat denemediğim bir yöntem var. Ondan bahsetmek istiyorum. Denemediğim için işe yarayıp yaramayacağı konusunda iddiam yok (garanti top oynuyorum), başarılı olursa kredinin çoğunluğunu almaya talibim yalnız. (Tanıdık geldi mi? 🙂

1) Kalbimiz gibi temiz bir sayfayı boylamasına 3 eşit sütuna ayırıyoruz.

2) En soldaki sütunun başına annenin adını, orta sütunun başına çocuğun adını, en sağdakine de babanın adını yazıyoruz.

3) Sonra, çocuğun sütununa olumlu/olumsuz olarak değerlendirdiğimiz tüm karakter özelliklerini listeliyoruz (İnatçı, gözlemci, temkinli, agresif, empatik, şakacı, çalışkan,…v.s.).

4) Bunu yaptıktan sonra listenin her maddesinde, çocuğun bu özelliğinin 100 puan üzerinden ne kadarının anneden ve ne kadarının babadan geldiğini tartışıp karar veriyoruz. Tahmini atışlar serbest. Üç aşağı beş yukarı işte.

5) Listedeki her maddeyi ziyaret ettikten sonra, anne babanın subjektif de olsa çocuğa nasıl dağıldığını görmemiz mümkün oluyor. Bunun akabinde çocukta “törpülemek” istediğimiz hangi özelliği önce kimin (rol model) olarak kendinde değiştirmesi gerektiğini daha net görebiliyoruz. Aynı zamanda, “çoğaltmak” istediğimiz bir özelliği ise kimin daha çok besleyeceğini de tespit edebiliyoruz.

Ee? Niye yapıyoruz ki bunu??

Ne bileyim ben, geçenlerde aklıma geldi bu fikir, şimdi yazarken ben de kıllandım acaba alakasız mı oldu diye… Şaka şaka, manyak mıyım o kadar yazdıktan sonra satayım kendimi 🙂 Aşağıda bir örnek paylaşıyorum biraz daha netleştirmek için (Örnekte baba kayırılmış olabilir, nitekim ben yaptım, ben de bir babayım). Şimdiden uyarayım, annevle baba olarak bunu denerken birbirinize dalarsanız ben mesul değilim.

FullSizeRender

Bu kadar uğraşmam diyorsanız, daha az yapılandırılmış bir yöntem var: Özgözlem. “Ya bu çocuk bu kadar inatçı, bi bakalım ben nerede/ne zaman/ ne kadar inatçılık yapıyorum… Mesela yemek yemesi konusunda, yatma saati konusunda, dışarı çıkıp çıkmama konusunda? Hmmm… Belki ben bazen çok diretiyorum, ve o da benden istediği bir şey veya istemediği bir şey için diretmeyi öğreniyor. İkimiz de diretince o inatçı, ben ise mağdur ebeveyn oluyorum… Hmmm… Mümkün mü? Mümkün tabi… Evet…” gibi.

Aslında üçüncü bir opsiyon daha var: Amaan, hayatta her şeye takmayacaksın kafayı bu kadar. Salıcaksın bayıra, mevlam kayıra. Ben mi kurtaracağım dünyayı. Nasıl ebeveynsem öyleyim, o da nasıl çocuksa öyle. Aynen devam.

Bu opsiyonu da sayısallaştırmak mümkün:

Altmıış

Yetmiiiş

Sekseen

Doksaan

Yüüüüz

Havada yüz

Karada yüüz

Ebeveyne limooon

Çocuğuna gazooz…

EK NOT: Bu yazıyı yazdıktan sonraki günlerde aklıma geldi. Şu da olabilir mi: Ben kendimde sevdiğim davranışlarımı çocuk da sergilediğinde kendimi onaylanmış hissediyorum, aynı şekilde, kendimde olmasından hoşlanmadığım ama yine de sergilediğim davranışları çocukta görünce buna tepki gösteriyorum. Yani ben “çok inatçı” diye çocuğumdan dert yanıyorsam, belki de kendi inatçılığımdan dert yanıyorum aslında, kendi inatçı kişiliğimden hoşlanmıyorum ve bir şekilde değiştir(e)miyorum. Ama bunu çocuk üstünden yapıyorum (onu değişmeye zorlayıp), böylece ihaleyi başkasına devrederek bir bilinçsiz içsel rahatlama elde ediyorum… Gölge taraflarımızdan bahsediyorum aslında (Bknz. Işığı Arayanların Karanlık Yanı – Debbie Ford). Yani “Sen hele bi önce kendini sev sayın Ebeveeyn! Aloo kime diyorum ben?!” diye sesleniyor Jung emmi bize. Ya da çocuğunu olduğu gibi sev. Bunu ben diyorum. Neydi? Altmııış, Yetmiiişş….

Bu yazıyı sosyal medyada paylaşmak ister misiniz?
  • Uykusuz Babba

    Uykusuz Babba



  • Siz de yorum yapın

    Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

    genografi

    Yalnız değilsiniz

    • Eileenwhach kullanıcısının profil fotoğrafı
    • DennisIntef kullanıcısının profil fotoğrafı
    • RandyUnlam kullanıcısının profil fotoğrafı

    Gruplara katılın

    GİRİŞ YAP KATIL