Anne-Baba

Hepimiz biraz Clementine’iz

helikopter annelik

 

Boris Vian’ın “Yürek Söken” isminde bir kitabı vardır. Çocuklarına saplantılı derecede bağımlı bir annenin onların güvenliğini sağlamak üzere giriştiği üstün çabayı anlatır. Romanın kahramanı Clementine üçüz çocukları olan bir ablamız. Zamanla çocuklarını koruma içgüdüsü o kadar abartılı bir hal alıyor ki, yanmasınlar diye evde ateş yaktırmıyor, yemeklerini soğuk yiyorlar, düşmesinler diye bahçedeki bütün ağaçları kestiriyor ve hatta daha da abartıp çocukları kendisi kadar onu da sevecek diye korktuğu için kocasını evden uzaklaştırıyor. Clementine uç bir anne örneği ama giderek güvenlik ihtiyacımızın hayatımızı ve tabii ki çocuklarımızın hayatını nasıl ele geçirdiğini anlatabilecek en iyi örneklerden biri.

Önceden annelerimiz mikroplardan bu kadar korkmadığı için biz ağaçlardan meyve toplayıp yerdik. Gerçi şimdi çocukların meyve toplayıp yiyebileceği ağaçlar da yok ama mesela kekin hamurunu yemek en sevdiğimiz şeydi çocukken. Ben şimdi çiğ yumurtadaki bakterilerden korktuğum için çocuklarıma veremiyorum kek hamurunu. Mikrop korkusu yüzünden çocuklarımızın hayatına durmaksızın müdahale de ediyoruz. Çocuk parklarında bile ellerinde ıslak mendiller salıncakları, çocuklarını silip duran anneler var.

Mikrop korkusu uç bir örnek mi oldu?

Biz ağaç tepelerinde dolaşırdık mesela şimdi çocuklar kaydıraktan kayarken anneler taşikardi geçiriyor. “Çıkma düşersin” “koşma düşersin” “dikkat et” cümleleri bir günlük cümle kontenjanımızın büyük bir kısmını dolduruyor. Şimdiki çocuklar bizden daha beceriksiz ya da daha sakar değiller. Olsa olsa biz annelerimizden daha çok korkuyor olabiliriz. Çocuğunun düşmesi, yaralanması, bir yerinin kırılması anneler için büyük bir fobi halini almış olabilir.

Giderek kendimiz de çocuklarımız da dört duvarın arasına sıkışmaya başladık. Tek gerekçemiz de güvenlik. Böylesi daha rahat çünkü. Düşme ihtimali yok. Mikrop kapma ihtimali yok. Başkalarının zarar vermesi ihtimali yok. Canının yanması ve doğal olarak canımızın yanması ihtimali yok. Oysa bu çocuklarımıza zarar veriyor olmamız demek. Mikrop korkumuz, bağışıklık sistemi zayıf çocuklar yetiştirmemiz demek. Çünkü doğadan aldıkları mikroplar doğal aşıları onların. Ve yine koşmalarına, tırmanmalarına izin vermeyerek doğal gelişimlerini engellemiş oluyoruz. Sosyalleşmeyi beceremeyen çocuklar büyüyor sayemizde. Sosyal hayatını yönetemeyecek yetişkinler.

Eğitimlerimizden birinde çocuklarını bu kadar çok korumaya çalışan ebeveynlerin aslında kendilerini acı çekmekten, vicdan azabından, kaybetmekten, başkalarının eleştirilerinden koruduklarını öğrendim. Çocuklarında da büyük sorunlara neden olduklarını. Öğretmenimiz bunu anlatırken aklıma atölyelerde çamura dokunamayan, elleri ya da üstleri kirlenince ağlayan çocuklar geldi. Sonra da oğlumun ilk kez çimene bastığında nasıl paniğe kapıldığı. Çantamdaki anti bakteriyel sıvı. Çocukların yedek çantasındaki güneş kremi, sinek ve böcek sokmalarında etkili olan başka bir krem, düştüklerinde yarayı sterilize etmek için başka bir krem, yara bantları ve kurduğum senaryolara uygun alınmış bir sürü önlem. Kendimi Clementine gibi hissettim.

Clementine o kadar da uç bir örnek değil belki.

 

 

Bu yazıyı sosyal medyada paylaşmak ister misiniz?
  • Bir Anne Doğdu

    Nehir Turan



  • Siz de yorum yapın

    Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

    genografi

    Yalnız değilsiniz

    • Eve Cathey kullanıcısının profil fotoğrafı
    • Angeline Noskowski kullanıcısının profil fotoğrafı
    • Randall Adams kullanıcısının profil fotoğrafı

    Gruplara katılın

    GİRİŞ YAP KATIL
    Editör'ün Seçimi