Anne Yazıları

Şimdiki Aklım Olsa…

şimdiki aklım olsa

 

Şimdiki aklım olsa annelik ilk günden tozpembe olabilirdi belki. En azından çoğu zaman…Belki değil mutlak yaşadığım çoğu olumsuzluğu nasıl bertaraf edebileceğimi daha iyi bilebilirdim. Ve aslında yaşadığım çoğu olumsuzluk kuvvetle muhtemelen yaşanmazdı aslında.

..Tabi ben bugünkü ben olsaydım, ama değildim.

3 yıl önce bugünlerde hayatında ilk defa anne olmuş bir anneydim. Ve hatta anneliğimin dahi farkında olamayacak kadar şaşkındım. Anneliği okuduğum kitaplardan, ondan bundan duyup gördüklerimden süzüp kendimce harmanladığım ve ‘Ben anne olunca…’ listesindeki maddeler bütününden ibaret zannediyordum.

Ve çocuğumun yanında getirdiği tüm ‘kendi’ özelliklerine rağmen onun varlığından bağımsız kafamda hatlarını belirlediğim  annelik kalıbıma ‘daha fazla ihtiyaç duyan’ ve ‘kolik’ ve ‘uykusuz’ ve ‘huzursuz’ olan bebeğimi oturtmaya çalışıyordum. Çünkü ‘Ben anne olunca…’ çocuğumu şımartmayacak, sürekli kucağıma almayacak, mutlak düzen dahilinde yemek ve uyku rutini kuracak, aynı zamanda çok bakımlı olacak, hayattan kopmayacak, evimi daim temiz ve düzenli tutacak, hatta bir an önce eski ben gibi gözükecek ve örnek bir ‘mükemmel anne’ olacaktım! Çünkü o güne kadar her şeyi fevkâlâde yapmıştım, pekâlâ bunu da yapabilirdim; yapacaktım da zaten şüphesiz çünkü dersime çok iyi çalışmıştım (!)

Ve aslında her şeyin böyle olduğunu zannetmiştim. Ah! Zavallı ben! Sonrası mı?

Sonrası koca bir hayalkırıklığı. Uzun bir kendinle yüzleşme süreci…Beyhude çabalarken labirentten çıkış yolunu bir türlü bulamayan kobaylar misali duvarlara tosluyordum habire. ‘Tamam bu da olmadı, sıradaki!’ Çünkü aksilik olursa diye B,C,D,E… planlarım hazırdı (!) Biri olmasa ‘ Diğerine geçelim vakit kaybetmeden lütfeeen’ çekiyordum kendime hemen, hoop başka türlüsünü deniyordum. Ve aslında en başta yapmam gerekeni yapmayı unuttuğumu çok sonra fark edecektim ki, ben hiç iç sesimi dinlemiyordum! Mesela sakin, sessiz ve huzurla bebeğimi tenime yapıştırıp ‘Buradayım’ demiyordum. Çocuğun ağlamasını dindirmek için sinsice aklıma kodlandığı üzere ‘neden’ ağladığını araştırıyordum sürekli ve bulamadıkça iyice yüzüme gözüme bulaştırıyordum…Ayrıntılara o kadar takılmıştım ki, o büyük resmi bir türlü göremiyordum.

Çocuğun ‘neden’ ağladığından daha önemli bir şey vardı aslında ‘nasıl’ sakinleşeceği…! Olan oluyordu, ağlıyordu işte, şimdi önemli olan ne yapılacağıydı. Üzerime gelen yüzlerce eleştiri ve soru okuna karşı bir türlü gardımı alamıyordum. Okların her biri kalbime saplanıyor, saplandıkça işler daha da karmaşıklaşıyordu. Tam bir yıl geçtikten sonra ancak adapte olmuştum yeni kendime. Yani anne olan ben belki de ancak o gün doğmuştu, kim bilir.

Sonrası uzun bir sakinleşme, ehlileştirme ve sabretme dönemi. Sabrettikçe güçlenip, güçlendikçe daha emin adımlarla annelik yolunda ilerlemeye başladığım günler..Şimdi durup geriye bakınca kendimi takdir ediyorum bir çok konuda. Biraz egosantrik gelse de kulağa yine de söyleyeceğim ki aslında kendimle gurur duyuyorum!

Herkese ve her şeye rağmen kalbimin götürdüğü yere gittiğime, yılmadan ve yorulmadan okuduğuma, araştırdığıma ve en sonunda ‘en az yapılan anneliğin en faydalı annelik olduğunu’ anladığıma, bunu anlamak uğruna günler geceler boyu tüm enerjimi harcadığıma ve işe kendimi iyileştirmekten başlamayı göze alabildiğime sonsuz şükürler ediyorum.

Yavaşlayabildiğime, yeri gelince durup derin bir nefes alabildiğime, sabredebildiğime ve sevmekten yorulmadığıma da şükrediyorum.

Ve belki çok erken olsa da bazı şeyleri konuşmak için ‘daha fazla ihtiyaç duyan’ o bebeğimin şimdilerde nasıl daha fazla merak eden, daha fazla ilgili, daha fazla sevgi dolu, daha fazla iletişim kurabilen ve daha fazla dışa dönük bir çocuğa dönüştüğünü izliyorum gün be gün keyifle, şükürle…

Şimdiki aklım olsa bebeğimle başbaşa kalabileceğim bir yerde başlardım bu annelik serüvenine.

Şimdiki aklım olsa içimden başka hiç kimseyi dinlemezdim. Hadi dinleyecektim diyelim, bu üç beş dosttan fazlası olmazdı, olmamalıydı.

Şimdiki aklım olsa kimsenin yerli yersiz huzursuzluk veren oklarını üzerime atıp gitmesine müsade etmez, gölge etmeyin başka ihsan istemez, der geçerdim.

Şimdiki aklım olsa anneliğin bir kalıbı olmadığını baştan kabul eder çocuğa göre anneliğimin şekillenmesi için kendimi serbest bırakırdım. Akıntıya karşı direneceğime onunla nasıl hayatta kalacağımı keşfe odaklanırdım. Ve hatta zaman zaman akıntıya kendimi bırakmaktan ölesiye korkmazdım.

Şimdiki aklım olsa yine çok okurdum ama sadece okumam gerekenleri. Öyle piyasadaki tüm ebeveynlik kitaplarını toplayıp, akademik bir çalışma hazırlayacakmışım gibi literatüre hakim olup ‘şimdi annelik düşünsün!’ demez, edebimle kaşığıma gelen lokmaya koşulsuz razı olurdum.

Şimdiki aklım olsa anne olmadan önce ilk iş anne olmadan önceki hayatımın yaralarını sarmakla meşgul olurdum. Çünkü şimdiki aklım olsaydı bilirdim ki dünyanın en iyi annesi olabildiğince mutlu, huzurlu ve sakin olan annedir.

Şimdiki aklım olsa mükemmel bir anne olmak uğruna  değil ‘yeterince iyi bir anne olmak’ için harcardım tüm gücümü.

Ve bilirdim ki iyisiyle, kötüsüyle benim çocuğum için en iyi anne benim.

Benimki oş bana gönderildi. Yapabileceğim kadarı buydu, o yüzden o, bana geldi. Benim yapıp, yaptığımı anlatmak vazifemdi ki, o bana geldi.

Ve şüphesiz o bana geldiği ve bende büyüdüğü için de ona en iyi ben annelik yapabilirdim.

Şimdiki aklım olsa işler çok farklı olurdu eminim. Ama tüm bunlar yaşanmasaydı şimdiki aklım da bende olamazdı belki. Yaşanacaklar elbet yaşandı, geçti. Şimdiki aklım artık hep benimle çok şükür.

Artık kısmet bundan sonraki anneliklerime…

 

 

Bu yazıyı sosyal medyada paylaşmak ister misiniz?
  • Fazla Anne-Sabiha Gürkaynak



  • Yorum

    1. Orhan Serap Güner

      Cok guzel mis ya tpki beni anlatiyo

    Siz de yorum yapın

    Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

    genografi

    Yalnız değilsiniz

    • liauevfuoasy kullanıcısının profil fotoğrafı
    • lolpv126 kullanıcısının profil fotoğrafı
    • Pınar kullanıcısının profil fotoğrafı

    Gruplara katılın

    GİRİŞ YAP KATIL