Eğitim

Eğitim Dinamik Bir Sistemdir – Sir Ken Robinson/Bölüm 1

Okullar öğrencilerin ihtiyaç duyduğu becerileri öğretiyor mu?

Bazı yönlerden tüm eğitim sistemleri hakkında güvenle genelleme yapmak zordur. Bir bütün olarak alınan eğitim, teorisyenlerin ‘karmaşık adaptif sistem’ olarak adlandırdığı şeydir. ‘Öğrencilerin, öğretmenlerin, yöneticilerin ve politika yapıcıların’ milyonlarca insanı içeren bir insan sistemi olduğu için karmaşıktır.

Hepsi farklı ilgi alanlarına sahip olduğu için de karmaşıktır. Hepsinin kişisel ilgi alanları var, ama aynı zamanda farklı mesleki rolleri, bağlantıları ve sorumlulukları var, bu yüzden çok karmaşık bir karşılıklı sistem. Bir ülkeden diğerine geçtiğinizde her türlü kültürel farklılık vardır. Herhangi bir sistemdeki her okulun kendine özgü bir yapısı ve kültürü vardır. Her sınıf, bireysel öğretmenlerin ve özel öğrencilerin dinamiklerine tabidir.

Eğitim dinamik bir sistemdir, statik bir sistem değildir. Kişiliksiz, eylemsiz bir mühendislik sistemi değil, sürekli ve değişir. Her gün insanların eylemlerinde ve faaliyetlerinin içinde bulunur. Böylece sistem yaşıyor, sürekli değişiyor, her türlü çelişkili güç ve dalgalanmaya maruz kalıyor.

Örneğin, yeni teknoloji birçok açıdan eğitim yoluyla doğuyor ve insanların birbirleriyle bağlantı kurdukları birçok yolu yıkıyor. 

Sistem içinde, çok geleneksel sistemlerde bile, yaratıcı şeyler yapan insanlar var. Mevcut sistemlerde olduğu gibi muazzam inovasyon örnekleri bulabilirsiniz.

Bu yüzden genellemek zor, ancak kitle eğitim sisteminin bazı özellikleri var ki bunu da çocuklarımıza şu anda sunmamız gereken şey açısından zahmetli buluyorum.

Öncelikle çok dar bir zeka anlayışına dayanıyor olmaları. Özellikle akademik yeteneğin bir görünümü, bu da mesleki öğrenme ile çok sık tezat oluşturuyor: uygulamalı çalışmalardan çok  daha teorik çalışmalar daha fazla. Genellikle sanat ve beşeri dışlanması için sözde ‘STEM’ (fen tabanlı öğrenme)  disiplinleri üzerinde bir vurgu da vardır. Sınava tabi tutma ve kurallara riayet etme gibi olguların üzerinde gereğinden fazla duruluyor. Ana düşünce sadece çocuklarımızın okuldan mezun olduklarında hayatlarını sürdürebilmeleri değil, hayatlarının liderliğini ele almaları ile ilgilidir.

Genel olarak arz ve talebe ilişkin genel bir uzlaşma vardır. Standartlarda gördüğünüz şey budur. Daha fazla mühendise ihtiyacımız var, bunu eğitimin merkezine koyalım. Daha fazla matematikçiye ihtiyacımız var, okullarda çok daha fazla matematik dersi yapalım, daha fazla bilim adamına ihtiyacımız var, daha fazla bilim konuşalım. Daha az bale dansçısına ihtiyacımız var, okullarda dans etmeyelim.

Sanki eğitim, üretilen ürünler için bir çeşit üretim hattı gibi.

Öğrenciler okulda ne tür beceriler edinmeli?

Genel olarak eğitimin insanların ne bilmesi gerektiği, ne anlaması gerektiği ve ne yapabilmesi gerektiği ile ilgili olduğu düşünülür. Eğitim terimi, filozof Walter Bryce Gallie’nin “temelde tartışmaya açık” olarak tanımladığı bir grup kavramdan biridir. ‘Örneğin özgürlük gibi kavramlarla, insanlar pratikte çok farklı kavramlara sahiptir. Mesela Amerika, Bağımsızlık Savaşı’ndan sonra yürürlüğe giren anayasaya dayanıyor. Anayasada özgürlük ve mutluluk ve refah sürdürme yeteneği gibi ilkeler vardır. Bu ilkeleri kölelere uygulamadıkları aşikar. Kuruculardan bazıları köle sahipleriydi ve kölelerin ticareti yapıyorlardı.

Başka bir örnek, Amerika’da ve Avrupa ülkelerinde önemli kavramlardan biri olan demokrasidir. Bu kavram bile yakın zamana kadar kadınlara oy kullanma hakkını vermiyordu. Demokrasi, belirli profildeki insanlarla sınırlıydı. Bu yapının içindeki pek çok kavram farklı insanlara, farklı şeyler ifade ettiği için tartışmaya açıktı. Eğitim de bu konulardan birisiydi. Ancak genel olarak eğitim, insanların hayata iyi bir başlangıç yapmaları ile ilgilidir, ancak farklı insanlar için ‘iyi başlangıç’ çok farklı şeyler ifade eder.

Bu nedenle eğitimin ne için olduğunu tanımlamak önemlidir.

Benim için, eğitimin amacı, gençlerin çevrelerindeki dünyayı anlamalarına ve içlerindeki dünyaya bağlantıya geçmelerine yardımcı olmaktır.

Eğitim sistemlerinin çoğu dış dünyaya odaklanmıştır, ancak tüm çocukların kendi yetenekleri ve kapasiteleri, özgüvenleri, endişeleri, umutları ve arzuları vardır. Çocukların okulla bağlantı kuramamalarının nedenlerinden birisi, kendi iç dünyaları ile yeterince iyi konuşamadıkları bir çevrede okulun faydasını göremiyorlar ve okulda da aptal gibi hissettiriliyorlar.

Temelde eğitimin dört büyük amacı vardır: ekonomik, sosyal, kültürel ve kişisel. Ama bir grup konu aracılığıyla eğitim tanımlamak yerine, dünyada insanların yolunu bulabilmesi için yetenekler ile donatmak ya da evrim geçiren dünyayı olduğu gibi kabul etme yetisi kazandırmak gibi düşüncelerle daha iyi tanımlandığını düşünüyorum. Merak duygusunu da bu tanıma eklerdim çünkü eğitim, öğrenmeye olan açlığa bağlıdır. İştah yoksa, öğrenme yavaşlamaya ve hatta zorlamaya başlar.

Yaratıcılık, beceri ve yeteneklerin temel bir birleşimidir. Özgün, değer taşıyan yeni fikirlere sahip olma, geliştirme ve bu sürecin nasıl çalıştığını bilme kabiliyetidir. Bu temel yetenek insan çabasının olduğu sanattan bilime, teknolojiden, matematikten iş hayatına kadar her alanda temel bir beceridir. Gerçekten bizi dünyadaki yaşamın geri kalanından ayıran şey yeni fikirler üretme ve onları varlık haline getirme kapasitemizdir.

Diğer kritik becerilerimiz, fikirlerimizi bir araya getirebilen ve çeşitli biçimlerde insanlara düzgün bir şekilde ifade etmemizi sağlayan iletişim ve işbirliğidir. Sosyal bir dünyada yaşıyoruz, diğer insanlarla çalışmamız gerekiyor. Eğer, insanların grup olarak değil, gruplar içindeki bireyler olarak çalıştığı bir eğitim sisteminiz varsa işbirliği kavramının temelinden uzaklaşırsınız. İnsanlar ortak amaçları varsa bir arada çalışırlar.

Öğretmenin rolü nedir?

Eğitim çift yönlüdür. Eğitimin kalbinde öğrenciler vardır. Bu sistemin tamamen öğrencilerle ilgili olduğu gerçeğini unutmamamız gerekiyor. Eğitimin rolü, öğrencilerin öğrenmelerine yardımcı olmaktır ve bunu yapan öğretmenlerdir.

Yani eğitimin kalbi öğretmenler ve öğrenciler arasındaki ilişkidir. Aracı olan her kavram öğrenci ile öğretmen arasında mümkün olabilecek en iyi ilişkiyi kurmaya  odaklanmalıdır. 

Sorun, zaman içinde  her türlü şeyin sınav politikaları, okul sıralamaları, sendikaların pazarlık hakları, bina kodları, profesyonel kimlikler, çeşitli baskı gruplarının endişeleri, çeşitli siyasi partilerin ideolojisi yolunda ilerlemesidir. İnsanların bütün gün öğrencilerden bahsetmeden eğitimi tartışmaları çok kolaydır. Fakat tüm bunlar yüzünden rolümüzün öğrencilerin öğrenmelerine yardımcı olmak olduğunu unutursak, bu hepimiz için zaman kaybıdır.

Bu nedenle, soru şu: Ne öğrenmeliler ve bunu en iyi nasıl yapacağız?

Tüm iyi eğitim sistemleri ve okullar bunu biliyor. Bu yüzden öğretmen seçimine çok fazla yatırım yapıyorlar, neden sadece iyi dereceleri olmayan ya da hiç sahip olmayan insanları almaya ısrar ediyorlar. Kendilerini tanıyan insanları istiyorlar, ama aynı zamanda öğretimin bir dizi pedagojik beceriye ve sürecin sevgisine bağlı olduğunu da biliyorlar. Doğrudan içeriğin iletilmesinden daha fazlası. Öğrenmeyi kolaylaştırmaya odaklanmış bir dizi beceriye sahip olmakla ilgilidir.

Sınavlar hakkındaki görüşleriniz nelerdir ve nasıl değişebilir?

Sınavın her türlüsüne karşı değilim. Sınavlar, bazen de çoktan seçmeli testler ne yaptığını biliyorsan yararlı olabilir.

Organize eğitimde üç ana süreç vardır:

Öncelikle, insanların öğrenmesini istediğimiz müfredat ve bu sadece önermeye dayalı bilgi anlamına gelmez. Sosyal alışkanlıklar, tutumlar, ilişkilerde değerler  gibi her türlü uygun içerik müfredata dahil edilebilir. Müfredat, insanların ne öğrenmesini istediğimizi ifade ettiğimiz kavramdır.

İkinci sırada pedagoji var, bu da onlara bunu yapmalarına yardımcı olduğumuz süreç.

Ve sonra değerlendirme var, burada da müfredata nasıl reaksiyon gösterdiklerine ilişkin yargılar oluşturuyoruz. Genel olarak, sınıflandırma ve etiketlemeye dayalı değerlendirme vardır.

Sınıflandırıcı değerlendirme, insanların nasıl ilerlediğiyle ilgili kararlar verdiğiniz yerdir, böylece devam edip daha da geliştirmelerine yardımcı olabiliriz. Özet değerlendirme, dediğimiz süreçtir ‘bilgi verildi ve bununla nasıl başa çıktılar?’

Değerlendirme genellikle yanlış anlaşılmaktadır. Değerlendirme süreci gerçekten iki unsura sahiptir: bir açıklama ve bir karşılaştırma. Örneğin, bir kişinin bir şarkı söyleyebileceğini söylüyorsanız bu değerlendirme değildir. Bu bir kişinin ne yapabileceği ile ilgili bir açıklamadır. Eğer söylenen şarkıyı Pavarotti ile karşılaştırırsanız bu bir değerlendirmedir çünkü bir standartla yapılan karşılaştırma yorumlanmıştır.

Düzgün tasarlanmış, değerlendirmeler tamamen açıklayıcı olabilir – yapabilecekleri şey budur, yaptıkları şey budur. Başka bir şeyle karşılaştırmaya başlar başlamaz, birkaç şekilde problem yaşamaya başlıyoruz. Bunlardan biri, çok sayıda değerlendirmenin artık sayısal veya alfabetik olması, karşılaştırma konusunda çok ağır ve açıklama üzerinde çok hafif olmasıdır. Bu yüzden insanlar bir makale yazar ve bunun için bir B alırlar. Bu bir notun ifadesidir, size yapılan işin kalitesi ile ilgili bir şey söylemez.

Yıllar önce GCSE için dört yıllık bir dans programı yapan çocuklarla konuştuğumu hatırlıyorum ve kızlardan birine sordum; ‘Kurstan ne aldın?’ ve dedi ki: B aldım’. Bundan daha fazlasına sahip olmalı diye düşündüm..

Etik kararlar veya estetik yargılar gibi çok ilginç bölgelere girmeye başladığınızda, notlar üzerinden değerlendirme çok iyi bir yol değildir. Notlara karşı değilim, ama bence çoğunlukla değerlendirmenin daha derinlemesine yapılmasına engel oluyorlar. Standart testler sağlıkla ilgili bir teşhis koymak için yararlı olabilir. Sık sık söylediğim gibi bir tıbbi testim varsa, kabul edilen bazı standartlarda kolesterol seviyemin ne olduğunu bilmek isterim. Doktorumun bir araba değerlendiriyor gibi kolestrol seviyen turuncu demesini istemem. Bunun ne anlama geldiğini anlamam zor. “Bana değerlerimi söyle doktor”. İşte bu bilgi anlamlıdır.

Sorun şu ki, özellikle Amerika’da, eğitim kültürünü geliştirmenin bir yolu olmaktan ziyade, eğitimin baskın kültürü haline geldi. Her şey sınav ve çok milyon dolarlık bir endüstriden ibaret. Bugünlerde PİSA test sonuçları tabloları -ki arkasında iyi niyetle alınmış bir insiyatiftir- tüm dünyadaki eğitimden sorumlu bakanlar için bir güzellik yarışmasıdır. PISA lig tabloları eğitimin Eurovision’udur. Eurovision’un popüler müziğin kalitesi ile ilgili nasıl bir etkisi olduğunu hepimiz biiyoruz, çok etkili olmadı.

 

 

yazı:

https://hundred.org/en/articles/sir-ken-robinson-cc91e75a-5722-4bfc-b1f6-bc425e1a479c

görsel:

www.pexels.com

Bu yazıyı sosyal medyada paylaşmak ister misiniz?



Siz de yorum yapın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

genografi

Yalnız değilsiniz

  • Davacax kullanıcısının profil fotoğrafı
  • haihate1994 kullanıcısının profil fotoğrafı
  • kotomon1983 kullanıcısının profil fotoğrafı

Gruplara katılın

GİRİŞ YAP KATIL

Benzer Yazılar

Editör'ün Seçimi