Anne Yazıları Uyumayan çocuklar

Uyumayan Bebek Mi? O Halde Yeni Bir Şeyler Denemek Lazım..

Sevgili Uykusuz Anne,

Bu, anne olduğundan beri seni hayattan bezdiren uykusuzluğuna derman olacak bir yazı değil ne yazık ki… Aradığın buysa üzülerek söyleyeceğim ki okuyacağın hiçbir şey seni bu sorundan şipşak kurtarmayacak. Çünkü hiç kimse senin bebeğinin annesi değil, senden başka bu sorunu çözebilecek kimse yok. Ancak okuduklarının tümünü kendi annelik süzgecinden geçirmenle elde edeceğin bir çıkar yol olur muhakkak ki, işte bu ikiniz için altın formüldür.

Ben Susam’ın annesiyim. 18 aydır çok gel gitli, hayli yüksek tansiyonlu, bol uykusuz, epey depresif günler geçirdik Susamla.. Şimdi geriye dönüp baktığımda her zaman tek bir şey diyorum, keşke bugün benim bildiklerimi bilen birisi olsaydı yanımda, belki herşey daha kolay, kabul edilebilir ve yönetilebilir olurdu. Şimdi bu satırları yazmamın yegane sebebi ise benim içinde bulunduğum o günleri yaşayan biri isen sen şayet, belki işe nereden başlayacağına karar vermende bir katkım olur diye düşünmem inceden inceye..

Üniversiteyi bitirdiğim sene evlenip Amerika’ya yüksek lisansa gittik eşimle. Oradaki anneleri ve aile içinde sistematiğe ilk şahit olduğumda hayretler içinde kalmıştım. Neden mi? Bir kere anne ne kadar tahsilli olursa olsun genel olarak bebekten sonra en azından belli süre evde kalmayı ya da yarı zamanlı çalışmayı tercih ediyor ve toplum buna bir fedakarlık gözüyle bakıyor, takdir ediyordu. Sakın ha ücretli iznin uzun olduğunu falan düşünmeyesin alakası bile yok. Buna rağmen kimse kaldırıp da “aaaaaa, bu kadar okudun evde mi oturacaksıınn yani” demiyordu.. Enteresaaann… Daha da enteresan olan kısım şu ki akşam herkes yemekte buluşuyor, gününü anlatıyor vs yemek yeniyor, masa ve bulaşıklar toplanıyor, belki biraz aktivite vs yapılıyor, sonra hopidik bebeler banyolarını yapıyor, daha saçlarının suyu akarken anne ya da babalarının kucağında hemencecik kitaplarını ellerine alıyor ya da kurulup yataklarına dinliyorlar kendilerine okunanları.. Kendi de uyusa, ebeveyni de uyutsa saat 9 itibariyle ortada çoluk çocuk kalmıyor, ve anne baba zamanı dedikleri hayat başlıyor… Hani akşam misafirliğe gittin mesela ortada deliler gibi koşturan, dur çüş yapma dedirten, çayları döken kurabiyeleri yerlere saçan çocuklar olmuyor ortada. Tam anlamıyla şok olmuştum. Bahsi geçen bu aileler akşamları toplanacağımız zaman “biz gelemeyiz, çocuk(lar) uyuyacak” diyordu. Allah’ım o da ne demekti? Çocuk dediğin akşam gezmesinde hurraaa gürültü patırtı içinde bir köşede sızardı ya da ayakta tatlı tatlı sallanır uyumaz mıydı, misafirin yatak örtüsü üzerine yerleştirilip üstüne rahat rahat bir sıcacık çay içilmez miydi? Biz Türk değil miydik, hepimiz böyle büyümemiş miydik bu düzen de neyin nesiydi? Sonra akşam erkenden yatan bu velet sabah kaçta dikilecekti ayağa? Nasıl sabah altıyı geçerek mutlu mesut uyanıyor ve şirinler köyündeymişcesine ağızlarında bir şarkıları eksik imece usulü kahvaltı hazırlıyorlardı bu insanlar? Kültür şoku yaşıyordum besbelli ama “adamlar yapmış aaabi ” deyip kenara çekilmedim aksine çocuğum olmamasına rağmen aslında kendim bir çocuk olmama rağmen (yaşım 22-23) araştırmaya ve okumaya başladım. Çünkü merak ediyordum. Doğru kimdi, nasıl olmalıydı.. Okudukça ve daha çok gözlemledikçe aydınlandım, ve hatta sonra anne olunca kendim bizzat deneyimledikçe herşey nasıl da farklıymış daha iyi anladım…Ve eğer uyku konusunda bildiklerini unutup sil baştan başlamak istiyorsan sen de sevgili okur, nacizane görüş ve deneyimlerim aşağıdaki gibidir…

Ne yazık ki ülkemizde geleneklerimize sırt dayamak ve hiç efor sarfetmemek çoğu konuda sık başvurulan bir tutum. Evet annen seni çok güzel yetiştirmiş olabilir ama bazı şeyler o döneme aitti, annen olabileceği en iyi anneydi şüphesiz ki. Ama onun interneti yoktu, akıllı telefonu tableti yoktu, parmaklarının ucunda fikir danışacağı uzmanlar ve başka anneler yoktu. Ne sen annen gibisin, ne de çocuğun sen gibi.. O zaman yeni şeyler söylemek lazım.

1.    “Bebeğe göre yaşamayın, bebek size ayak uydursun”

Yok öyle şey dostum. Bebeğin fazlasıyla sıcak, sevecen, kendisini sıkı sıkı sarıp sarmalayan bir dünyadan geliyor bu aleme. Ne olacağını kestirmek istiyor, güven duymak istiyor, kendi yatağını istiyor, annesini istiyor, aynı saatte yatmak, aynı saatte kalkmak istiyor, söz gelimi parka gidiyorsanız dönünce banyo yapacağını sütünü içeceğini ve tatlı tatlı uyuyacağını tahmin ediyor, herşey tahmin ettiği gibi olsun istiyor, olunca da huzurlu oluyor. En azından anneliğin ilk yıllarında bu düzene uyman bırak bebeğini bir kenara, senin ruh sağlığın açısından da en hayırlısı, emin olabilirsin. Kargaşa kıyamet gözyaşı içinde akşam gezmesine gideceğine, varsın iki üç sene akşamları evinde otur kardeş, beben uyusun, uzat ayağını insan gibi yaşa, daha çok zevk alacağına eminim.

 

2.    “6 aylık bebek rutinden ne anlar daha çok küçük”

Anlar dostum, bugün anlamazsa yarın elbet anlar. Susam’ ın kolik belasıyla geçen ilk aylarından sonra oturttuğumuz düzen halen tıkır tıkır işliyor. Hasta oluyor, dişler çıkıyor, seyahate gidiyoruz, jetlag vs oluyor yani bazen teker yalpalıyor ama işliyor. Akşam yemeğinden sonra altı üstü değişiyor, evde mümkün mertebe daha sakin bir moda geçiyoruz, dişlerini fırçalıyor, isterse kitaplarına bakıyor ya da gün içinde göremediği ve özlediği için babasıyla oynuyor sonra herkese iyi geceler diyoruz, odasına gelip ortalığı topluyoruz, perdelerimizi çekip, ninnileri açıyoruz, sonra cumburlop uyku. Günlerin uzama ve kısalmasına bağlı olarak genel şablonda bu işlemler bittiğinde akşam saat 9 civarı oluyor en geç. Seyahate gidiyorsak benzer rutini uygulayıp kesinlikle uyku saatinde otele dönmüş oluyoruz. Şehir dışında misafirlikte kalıyorsak da aynı düzen devam ediyor. Susam şu an tam 18 aylık, öğlen uykusu geldiğinde bile beni odasına götürüyor, gidip perdeyi çekiyor, hadi diyor beni uyut.. Ha uyku dediysem de öyle bi yatıyor bi kalkıyor sanılmasın sakın! Daha detaya ineceğim bununla ilgili sonraki maddelerde ama vermek istediğim genel mesaj şu ki; rutinler önemlidir, düzeni korumak için fedakarlık yaptığınızı değil kendiniz için iyi olanı yaptığınızı düşünürseniz evde geçen akşamlara katlanmak daha kolay.

3.    “Elalem ne der?”

Onlar herşeyi der canım be. Bu saatte çocuk mu uyur der, gündüz uyutma gece bak nasıl uyuyacak der, ayağında salla daha kolay uyur der.. Der de der.. Sonu yok. Saygım sonsuz herkes istediği yöntemi uygulamakta serbest tabi ki ama nacizane benim yaptıklarımı merak ediyorsan eğer, anlatayım dostum. Susam zaten normal şartlarla tatmin olan bir bebek değildi. Pedagoji literatüründe geçen “high need baby” yani benim şahsi çevirimle “daha fazla ihtiyaç duyan” bir bebekti. Daha fazla emmek, daha fazla pışpışlanmak, sonsuza kadar kucakta durmak istiyordu ilk günden itibaren. Ve bu değişmedi.. Emzik emmedi tüm ısrarlarıma rağmen, sakinleşeceği tek yol da bir şey emmekti…Yani sadet olarak ben Susam’ ı odasındaki koltukta kucağımda emzirerek uyuttum hep. Aylarca gündüz uykusunda yatağına koyamadım hemen uyandı, ben de kucağımda tuttum, sırf uyusun uykusunu alsın gündüzleri de akşam daha güzel uyusun diye. Neden mi? Bilimsel araştırmalar diyor ki bebeklik ve ilk çocukluk çağında uyku dilimini kaçıran ve yeteri kadar dinlenemeyen çocukların bedeni adrenalin salgılamaya başlar. Bu sebepledir ki tipik Türk ailesinde saat 23.00 sularında koltukların üzerinde zıplayan, durduk yere avaz avaz ağlayan, “poposunda kurt olduğu sanılan” çocuklar vardır ülkemizde. Yani atalarımız doğru demişler cancağızım, “uyku uykunun mayası”dır. Gündüz ne kadar güzel uyursa bir çocuk gece de uykuya geçmesi o denli kolay ve huzurlu bir süreç olur. Ve aynı çocuk ne kadar güzel uyursa gündüz, akşam uykusuna o kadar erken yatabilir, erken yattığı için yetişkinler için bile “dinlenme zamanı” diye tanımlanan 22.00—02.00 arasında daha derin bir uykuda olur ve büyüme hormonlarından yeterince nasibini almış, huzurlu mutlu bir çocuk olarak uyanır sabah, bu da muhtemelen 06.00-08.00 arası bir saat olacaktır.

4.    Ne yazık ki “derin uykuya geçemeyen” diye bir çocuk tipi var evet, üzgünüm

Literatürde “REM Sleeper” olarak tabir edilen bu bebeler bizim rüya görerek uyanıverdiğimiz o anlarda olurlar uykuları boyunca. Yani en ufak sesten, irkilmeden, hareketten uyanan ya da ortada hiçbir şey yokken kendi kendilerine ağlayarak uyanan bebelerdir bunlar. Benim nasibime Susam’ cığım bu ünvanı da pas geçmemişti ve 40 dakika uyutmaya çaba sarfettiğim velet, özellikle gündüz uykularında 20 dk da bir uyanıyordu. Burada yapılacak en büyük hata “Aaa uyandı” deyip bebeği uyku ritüelinden uzaklaştırmak olacaktır. Yapılması gereken ise çok sinir bozucu biliyorum ama; sil baştan uyutmak, ikiniz için de en doğrusu bu. 15 aydan önce gündüz iki uyku uyuyordu Susam; sabah ve ikindide, herbirinin en az 45-60 dk ya tamamlanması için kucağımda onunla dakikalarca saatlerce oturduğumu bilirim. Evet yıpratıcı, dinlenemiyorsun, karnını doyuramıyorsun, insanlıktan çıkıyorsun ama en azından bütün gün ağlama sesi dinleme ihtimalini minimuma indirgiyorsun ki bu da birşeydir bence. 15 aydan sonra tek uykuya geçti, şimdi 18 aylık oldu, akşam 20.00-21.00 arası uyumuş oluyor, bundan sonra milyon kere uyansa da (çok ekstrem durumlar hariç kalkıp oturmuyor) gece olduğunu biliyor ve genelde sorunsuz geri uyuyor emzirince, final olarak sabah 06.00-07.00 arası uyanıyor. 11.00-12.00 arası gündüz uykusuna yatıyor artık şansına ne gelirse, bazen 2 saat deliksiz uyuyor bazen 20 kere uyanıyor. Uyku süresini artırmak için odasında black-out denen gün ışığı geçirmeyen perdelerden kullanıyoruz ve aslında bu aylarda artık kullanılması önerilmese de komşulardan çok ses geliyorsa telefon uygulaması olarak yüklediğim White Noise yani beyaz gürültüyü açıyorum mecburen dış sesleri bloke etmesi için. Özellikle perde, günlerin uzadığı ve güneşin daha belirgin olduğu bu dönemlerde kesinlikle 30-60 dk ekliyor uykusuna, şiddetle tavsiye ederim. Gürültüyü ise tavsiye etmem, uzmanların çoğu da etmiyor zaten ama ben yapıyorum çünkü aşağıdaki komşunun aile kavgaları yüzünden çıkan hengamede zor bela uyuttuğum çocuk uyansın istemiyorum. Açık ve net. Öte yandan bu sık uyanmanın emzirme ile bağlantısı olduğu su götürmez bir gerçek. Zira Susam 16 aylığa kadar yeme içme yanında emzik gibi tüm gün ve gece emen bir çocuktu. Gece 21 defa kalktığımı bilirim yatağımdan, diş çıkarma dönemlerinde filan. 16 aylıkken uyku hariç emzirmeyi bıraktım. Zor bir hafta olsa da iki üç günde, hiç beklemediğim kadar çabuk adapte oldu ve sonuç: uyanmalar tek haneli rakamlara düştü çok şükür. Daha mutlu, huzurlu bir bebek oldu, oyun oyanayabiliyoruz, sürekli aklına gelip dikkatini dağıtacak bir emme dürtüsü kalmadı çok şükür. Bu süreçte acıkmamasına, o istemeden herşeyi sunmaya ve daha çok tensel temas kurarak yakın durmaya özen gösterdim. Şimdi uykusu gelince ya da o veya bu sebeple öğünleri aksadıysa geliyor hemen yanıma, ben de sütünü yapalım annecim diyorum zorluk çıkartmıyor çoğu zaman. Tabi 13 aylıktan beri erken 2 yaş sendromunda olduğu, azı ve köpek dişleri çıkartmakta olduğu vs dikkate alındığında her günümüz gökkuşağı ve kelebeklerle dolu değil tabi ki ama idare ediyoruz. En önemlisi ben daha mutlu bir anneyim üstümde olmadığı için tüm gün. Ve tabi arada sırada da olsa kesintisiz 3-4 saat gece uykusu can oluyor can!!

Bu iyi hal sebebiyle tamamen sütten kesme işini erteledim, 20 küsür aylarına. Havalar ısınsın, bahçede, parkta, havuzda rahat rahat vakit geçiririz daha kolay unutur, hem de laftan sözden daha çok anlar diye düşünüyorum… Ama tamamen memeden kesince bu çocuk nasıl uyuyacak derseniz, orasını henüz ben de bilmiyorum. Artık haleti ruhiyesine göre bir sistematik gelişecek kendiliğinden nasılsa diyorum, Allah büyük diyorum ve endişe etmemeye çalışıyorum.

5.    Uyku eğitimi

Bu konu, üzerinde çok araştırma yaptığım, ilk zamanlar yaşadığım travmatik süreçle birlikte çok süper sihirli bir değnek olarak gördüğüm bir sistemdi. Hangi yolu seçsem nasıl yapsam derken en sonunda yanında oturarak kendi kendine yatağında uyutmak daha uygun göründü gözüme. O geceyi ömrüm boyu unutamayacağım sanırım ki halen nasıl yaptım diye düşünüyorum; sanırım çaresizlikten ne yaptığımı bilmiyordum. Susam 6 aylıktı ve yazımın başlarında bahsettiğim “daha fazla ihtiyaç” duyan bebekten habersiz çabalıyordum halen. Akşam oldu, normal rutinden sonra yatağına koydum ve beşiğinin yanına oturdum. Dönüyordu ama henüz ayağa kalkamıyordu ve emekleyemiyordu o sıra. Metodu aynen uyguladım. 69 dakika boyunca avaz avaz ağladı, öyle ağladı ki günlerce sesi kısıldı.. Sonra pat diye uyuyakaldı saat 21.10 da. Sevindim saf gibi oh be uyudu dedim… içini çeke çeke uyumaya devam etti ve gece 2 de bir uyandı kiiii!!!! Aman Allah’ım böyle bir ağlamak olamaz… Anladım ki yanlış yoldayım, o sıra bana çıkışan eşime çok kızmıştım, hakkını helal etsin, iyi ki müsaade etmemiş devam etmeme. Çünkü uyku eğitimi her çocuk için uygun ve uygulanabilir bir sistem değilmiş, ben kendi payıma bunu anladım. Ya da belki Susam’ ın fıtratında bir çocuk için çok erkendi bilemiyorum. Ya da belki her anne uyku eğitimine ruh olarak müsait ve/veya hazır değil.. İşin bu kısmını henüz tam çözümleyemedim ve memeden kesme sürecine kadar rafa kaldırdım, belki o zaman biraz daha laftan sözden anlar olduğunda ya da ikna edilebildiğinde tekrar deneyebilirim.. Kim bilir… Ancak şu an fikrim iki yaş altında bu sistemlerin uygulanmasının çocuklar üzerindeki etkilerine dair herşey bir muamma. Onda nasıl bir yara açtığını, güvenli bağlanmasını nasıl örselediğini bilmiyoruz bu süreçlerin. Öte yandan geneli Amerikan menşeili olan bu uyku eğitimlerinin yurdum annesinin haleti ruhiyesine, aile yapısına da çok uygun olduğunu düşünmüyorum artık, yine dediğim gibi bu yorumlarım iki yaş öncesi dönem için geçerli tabi ki. Yani Amerikalı bunu el kadar bebesine yapıyor söz gelimi cry it out diyor ağla ağla uyursun annem deyip gidiyor ama sanıyor musun ki o velet 20 yaşına gelince senin benim gibi oluyor ailesine karşı? Yok. Ben görmedim şahsen. Zira bunu yapan anne 18 ine gelince evden de dehliyor o bebeyi, özellikle erkekse. E peki neymiş o zaman,  “herkesi dinle ama kendi bildiğini yap”mış, bu standart yöntemler standartların dışındaki prototiplerde işe yaramayabilirmiş, hatta herşeyi daha kötü yapabilirmiş, en iyisi 2 yaşına kadar beklemekmiş, sonrası Allah Kerim,miş…

 

Şimdi diyeceksin ki, bu kadın ne anlattı yani, derdime derman hiçbir şey bulamadım? E demiştim ya tek bir çözümüm yok ki, günden güne büyüdükçe değişen ihtiyaçlarına göre şekillendi herşey.. Kimi gün saatlerce ağlayarak kucağımda tutup uyuttum, kimi gün amaan dursun on sene uyumayacak ya koynumda dedim, kimi zaman şansıma sövdüm, kimi zaman da daha kötüleri görüp şükrettim, Allah beteriyle imtihan etmesin dedim… Şimdi 1.5 yıl olmuşken anne olalı, diyebiliyorum ki sana gönül rahatlığıyla ;

 

Hepsi geçecek emin ol.

Dün geçmedi mi, bugün de geçecek,

Yarın da…

Ve her geçen gün daha iyiye gidecek..

Unutacaksın demiyorum, yıpranacaksın, canın yanacak, canının yandığını hatırlayacaksın, ama acıyı unutacaksın,

Tek bir şeyi unutma ki bu yazıyı okuyor olman bile senin evladın için en iyi olduğunun bir ispatıdır,

Yaşanan herşey hoş bir anı olacak, bebeğin büyüyecek, ne kadar küçük olduğunu hiç ama hiç hatırlamayacaksın fotoğraflar da olmasa…

 

Ben nacizane sana bol bol sabır, güç ve kuvvet duası edebilirim ancak..

 

Sevgilerimle,

susaminannesi.blogspot.com

twitter: @susaminannesi

instagram: susamin_annesi

Bu yazıyı sosyal medyada paylaşmak ister misiniz?
  • Fazla Anne-Sabiha Gürkaynak



  • Siz de yorum yapın

    Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

    genografi

    Yalnız değilsiniz

    • Birsen karaca kullanıcısının profil fotoğrafı
    • Sendogan Yazici kullanıcısının profil fotoğrafı
    • dilarapkmz kullanıcısının profil fotoğrafı

    Gruplara katılın

    GİRİŞ YAP KATIL